Hayatla aramdaki şu garip bağı seviyorum aslında... Rastlantılarımı... Hep doğru zamanlamayla iyi geliyor bana dünya. İstediklerimi her zaman vermese de ihtiyacım olanı sağlıyor bir şekilde... Sevgili evren, genelde ecelim olmaya meyilli olsa da kahramanım da aynı zamanda... Ah, canım ikilemlerim!
Bütün yılı heyecanla bekleyerek geçirdiğim o hafta, bitti diye seviniyorum şu sıralar... Hiç iyimser olasım yok bu konuda, tamam artık trajikomik ama sinir bozucu olmaya başladı. Ve işin aslı şu ki; kalbim kırıldı... Saygıdan... Yani saygı yoksunluğundan... Oydu eksik olan. Yoksa kimse kimseyi sevmek zorunda değil, hele söz konusu beni sevmekse zaten ayrı bir yeterlilik ve meziyet gerekir. Sorun değil. Aklımı seveyim, kalbime o sahip çıkıyor. Anlayışlı, sakin...

Bütün hafta, film vizyona girdi de gitmedim diye söylendim ama bir türlü de içimden gelmemişti... Zamanı değilmiş ondan. Eğer hafta başında izleseydim bugün bana iyi gelecek başka bir şey bulmak zorunda kalırdım ama buna gerek kalmadı. Sevgili romantik komedim, imdat çağrıma koştu!
Yine muhteşem bir yeteneğin gerçekleştirdiğine inandığım "Aşk Sarhoşu" çevirisi, aslında aşık olduğum adıyla "Love & The Other Drugs" bugün suni solunumla hayata döndürdü beni. Gerçi tamamını filme yükleyip o çok özlediğim "kendimle vakit geçirme" keyfime haksızlık edemem. Kendimi nasıl... Nasıl özlemişim! Öyle eğlenceli bir gündü ki! Ama ben hala filmdeyim. Zaten o gün isterse Gerard Butler bana evlenme teklif etmiş olsun dikkatimi başka bir şey çektiyse, başka bir anda takılı kaldıysam, kalırım, bir adım ilerlemem. Huyum kurusun!
Film eğlenceliydi falan ama, bir sahne de gözlerim benden bağımsız doldu, işte dedim, istediğim de ihtiyacım olan da bu! O anda, çıkıp gitmiş olsa da geri dönüp, "her şeyin yolunda" olduğuna inandıracak birisi... İyi ki filmler var! Çünkü böyle insanlar yalnız kurgulanabilir,yaratılabilir, tabii yazarlar tarafından. Diğer arkadaşı bu kadar başarılı bulmadığımı söylemeliyim. Karşıma çıkarttıkları ortada! Neyse... Filmin sonunda, esas oğlan esas kızı kurtardığında yani, kurduğu cümleler öyle güzel, öyle sağlamdı ki! İşte dedim, bu kadar basit aslında. Bana söylenmemiş olsa da ( tamam, nankörlük etmemeli tabi, çok daha görkemlilerini duysam da işteş çatılı bir fiilin altında kurulmadıklarından hiç yaşayamadılar... ) bir yerlerde, öyle cümlelerin olduğunu bilmek iyi geldi! Alt metni bende bir hayli uzun oldu filmin kısaca... Güzeldi!
Asıl eğlenceli nokta ise, film arasında fark ettiğim şeydi... Koca salon çift, ben daimi birinci tekil şahıs! Hayatımı izlese biri eğlenirdi o anki yüz ifademden, keyifliydim çünkü, salon yukardan nasıl komik kimbilir! Daha keyifle izledim filmin geri kalanını çünkü "çift" izlenecek film değil! Bir sürü nedenle... Sevgiliyi geçtim arkadaşla bile gitmezdi! Bir şeylere uyandırıyor çünkü ve biz uyumayı seven insanlarız...
Sonra, yüzümde tebessüm... Çıktım, Ankara'ya karıştım... Her zaman kullandığım yollar yerine yenilerine daldım. Belki nostalji olsun diye çok eskilerini de ziyaret etmiş olabilirim... Anılarımla karşılaştım... Aylardır önünden geçip içeri hiç girmediğim, yazmayı en sevdiğim yere gittim sonra. Müziğini, kokusunu, havasını özlemişim! Değişmişti... Ama aynı bir bakımdan... Yine bir arka masaya geçtim, hem izledim, hem yazdım... Bir barışma günüydü sanki bugün... Sanki bugün, günün bir anında, aylar önce yüreğimi hafifletmek için kurduğum cümleye ilk kez inandım. Yeniden inanmak iyi geldi...
Yeni bir yıl başladı işte böylece... Bugünü en çok bunu hissettirdiği için sevdim. Takvim yapraklarının değişmesiyle olmuyor yalnız, o kadar güçlü değiller. İşareti fark etmek gerekiyor, takip edip kazanmak lazım "yeni"yi, "iyi"yi...
Bugün, kendime rastladım ben... Sonunda! Yeniden...



Hiç yorum yok:
Yorum Gönder