Fotoğrafım
Çelişkisiyle güzel hatun! Akıllıca davranıp kalbini dinler. Bazen de dinlemez...

2/28/2012

** "Ağrı tanı merkezinde ilk sabah..." **

Bahane...
Aslında hepsi, bahane...

Tanımlar, sınırlar...
Önümü görmemi sağlıyor bazı sınırlar...
Bazıları, kör ediyor...

Hala kar yağıyor, hala... Durmuyor...
İnatçı.
Kış, değil mi?!
Belki bu yüzden seviyorumdur...
Ama konu bu değil.

Maria Puder  aslında "Raif Çaresizliği"nden öldü belki de... Karmaşık bir durum.
Amansız bir hastalık... Karşılıksız, tedavisiz... Ölüm kadar sakin, ölüm kadar net, öyle sonuçsuz... Uzamaz, kısalmaz... Ama hep var, hiç geçmez...

Hastalıklarıma isim koymayı da koydurmayı da hiç sevmedim. Doktorlarla aram zaten ortada...
Bazen her şey çok fazla, hiç ve hep... Oysa hala kar yağıyor...

"Göndermeler"im, tellere takılıyor bazen, dikenli... Kan revan içinde... Murat Yılmazyıldırım şarkıları gibi...

Şarkılar...
Filmler...
Kitaplar...
Karakterler...
Roller...
Kimlikler...
"Ol" baskıları, "öl" emrediyor!
Kan tutkusu, sanırım böyle doğuyor...
Bunun da konuyla pek bir ilgisi yok...

İnsanlar, işlerine gelen her şeyi nasıl da meşrulaştırıyor, doğruluyor, olumluyor... Ve aksini dışlıyor... Ne insani... Bir şey de yapamıyorsun.
Öfke nöbetlerim bu defa sakin geçiyor.
Hala anlıyorum, yağan kar kadar inatçı, görüyor, biliyorum. Ve hala inatla katılmıyorum...

Bir seri katil soğukkanlılığı ile, seri bir biçimde, madde madde yüzüne yığsam kalbimdeki kağıt kesiklerini, öfkeden delirirdi. Sustum. Sanırım o kadar da ciddiye almıyorum artık. "Herkes kendi derdinde!" diyorum kendime, art arda... Zamanla kabul edersem, ne ala... Yalnız kendi derdimde olursam hele bir sabah uyandığımda... Korkarım mutlu olacağım.

Şu an durduğum nokta, tam üzerinde olduğum, nasıl da belirleyici... Gerekli... Çünkü bu bir, "öncesi-sonrası" çizgisi...
Ve ben yağmuru, karı, soğuğu... Pencere ardından seyretmeyi, sevmiyorum...
Denizi olan şehirleri...
Sakin salınan insanları...
Telaşsız, çabasız sohbetleri...
Ve daha bir sürü şeyi...
Olduğu gibi.

Bundan 2 yıl sonra, bu yazdıklarıma bir de cevabım olacak. Biliyorum.
İçeriği ise, bir kaç zaman sonra oluşacak.
Yani özetle, biliyorum.
Farkındayım.
Hepsi, en çok, bundan.

Büyüyorum.

"Bir ben haklıyım, en çok ben yaşadım, ben gördüm, ben anladım." gençlik hastalığı artık benimle değil, hatta bir zamandır...
Fakat korkarım, kroniğe evrilmiş bir kaç halini yansımalarımda görmüşlüğüm var.

Kar yağıyor...
Aylar boyunca, yıllar boyunca dilediğim kar küresi gibi yeni yılın ilk sabahından beri dünya...
Dileklerim bir bir oluyor işte.
Sabır, önemliymiş.

Giz, henüz bitmemiş cümlelerimin tamamlayıcısı...
Büyü gibi...
Nasıl da haklı...
Gizli saklı, her şey, satır satır, içimde, yine.
Doldurduklarımın akma vakti geliyor.
Ben bir seri katil soğukkanlılığında, kurbanlarıma gülümsüyorum.
Kelimeler, ölümcüldür.

"Erimezse, kırılacak..."

Kar yağıyor, bembeyaz...

İronik!




2/01/2012



Sonu kötü biten öyküler hiç dokunmaz da...
Eksik kalanlar hep incitir.


** ! **

Bir sürü şarkı dinledim, yağmurlu, rüzgarlı, yalnız, bir sürü şarkı...
Ne zaman kendime çekilsem yaptığım gibi...
Bir farkla...
Sıkıldım bu defa, kendini tekrarlayan bu sonsuz döngüden.
Sıkıldım artık beklemekten...
Ertelemekten...

Edebi cümleleri ayırdım, sıyırdım üzerimden önce, koydum bir kenara.
Mumları söndürdüm.
Kalktım yerden.
Üşümüştüm.
Hava buz gibi...

Yatağım yanımda, karşımda masam, üzerinde bir kaç resim, dağılmış kağıtlar, kalemler, akmış mumlar, şarap şişesi...
Kıyafetlerim, fazlalıklarım...
Çıkardım attım.

Kayıp parçalarımı ararken, eldekileri savurma hali...
Bulamadığıma sinirli...
Beynimde depremler oluyor kaç zamandır...
Fayların da kafası karışık...
Ne istediğimi bilip ulaşamıyor olmak sancısı...

Kimsenin bilmediği hesaplarda kayboluyorum.
Konuşmuyorum, yazmıyorum, anlatmıyorum...
Sevmiyorum yine insanları...
Belki aslında, insanlıklarını...
Sevmiyorum işte.

Aklımda kare kare fotoğraflar...
Silik yüzler...

Falanlar, filanlar...

Dalgınım, durgunum.

Hikayelerim var ucu bucağı kayıp...

"Yapılacaklar" listemle savaşmayı bıraktım.
Olursa olur, olmazsa çay demleriz...

PS: Evet, yazarken bile kutuplar ve ekvator farklı kadar farkla değişen bir ruh hali sahibiyim.
Okyanuslar gibiyim, girdaplarla dolu.
Sağ gözüme bir şey kaçmış gibi, acıyor.
Kar Kraliçesi yine beni Kai sanmış olacak...
Salak kadın!