Fotoğrafım
Çelişkisiyle güzel hatun! Akıllıca davranıp kalbini dinler. Bazen de dinlemez...

2/14/2011

** AŞK’A DAİR : 21. YÜZYILDA 14 ŞUBAT **



“ Aşk yüzyılı bitti! ” nidalarının arasında aşka hasret yüreklerin biraz buruk beklediği, kendilerine bahaneler uydurup önemsemez gözükme çabasıyla yorulmuş ruhlarını nereye saklasalar bilemedikleri o gün geldi. Kırık kalpler ordusu çalışmakta; maskelerini hazırlayıp yüzlerine geçirdiler…

Yıllar oluyor, nefesimi bıçak gibi kesmişti bir soru okuduğum an; o günden beri yalnız haklılığı önünde eğilmeyi sürdürebildim, cevabını bulmuş ya da rastlamış değilim… Şöyle diyordu yazar; “ Herkes bu kadar yalnız ve yaralıyken neden hepimiz bu kadar yalnız ve yaralıyız? ”. Bilmiyorum… Bu sene de herkes çiftini bulmuş mutlu mutlu dolaşmaktayken, keyfe keder halimi sorgulamakta ama bilmiyor olmaya devam etmekte olacağım.

Herkes çift yaratılmamış ki… Bazıları – ki yenidünya da epey çoğunlukta bu kısım- tek, eşiz yaratılmış… Bununla lanetlenmiş…

Belki de şartlanmış bir yalnızlık hali bu üzerimize sinen; öğretilmiş yalnızlık, ezbere yaşamaya inat giyindiğimiz bir kostüm. “Sevgililer Günü’nde yalnız olunmamalıdır” önermesine karşı kalkanımız; yalnızız.

Aşka dair ne okusam buna çıkıyor sonu, ne gözlemlesem; herkes yalnız. Algıda seçicilik belki… Yine de bireysel dünyalar sırça köşktü eskiden, paylaşarak çoğalırdı insanlar, insanlıklar… Şimdi Çin Seddi ardında tek başlarınalar. Değişmekte dünya, insanlar değişmekte ve bir hızla… Kanım donuyor her baktığımda biriken yalnızlıklarımıza…

Eskiden kutlardı insanlar sevgiyi, hediye dükkanlarına para dökmek değildi Sevgililer Günü… Mutlu bir gündü… Şimdi alınan çiçeklere bile üzülürüm ben bir hiç uğruna solup gittiklerinden… Emeksiz, kolaycı sevgi ifadeleri işime gelmiyor benim hiç… Mektupları özledim, sevdiğin insanın elini koklayabildiğin, dağılmış mürekkep izlerinden duygu haritasını çıkarabildiğin… Maillere kurban verdik tebrik kartlarını bile, mektuplar daha da uzak… Mekanikleşiyoruz bir hızla, duygu yoksunu bir nesiliz biz…

Aziz Valentine uğruna hayatından olduğu “aşk”ın halini görse ne hissederdi, bilmiyorum. Efsane her ne kadar birden fazla şey anlatıyor olsa da hikâyeler değişse de sonu aynı, aşk için ölen biri ardından kendini aşka adamakta insanlar… Belki onlarda hissetmekteydi bu duygu fakirliğini ve böyle çıktı bu gün.  Romalı askerlerin evlenmelerinin yasak olduğu dönemde, onları evlendirme cesaretini gösteren kişi de olsa Valentine, öldürüleceği günden bir gün önce aşk mektubunu bu adla imzalayarak aşkın adı olmuş olan kişi de olsa… Ya da aynı olsa her ikisi de fark etmiyor sonuç… Yüzyıllar sonra hala aşka açız…

Ben mi çok ümitsizim acaba? Annem bile hala inanıyor aşka, ben çoktan bırakmışken masallarımı… Sanırım 21. Yüzyıl centilmenlerinin (!) temelini attığı bir durum bu. Bay Darcy’yle öğrenip doğrusunu, gerçeğe aniden dalıp hayal kırıklıkları biriktirmeye başladığımda anladım ki yetmiyor artık Elizabeth Bennet olmak… Bize anlatılan masallardan çok farklı yaşadığımız; bu dünyada büyü bozulduğunda araba değil bizzat prens dönüşüyor kabağa. Çoğu zaman büyünün bozulması için gereken zamanı beklemeden üstelik… Sabretmeyi mektupları kaybettiğimizde unutmuştuk…  Eğlenceli geliyor bu durum aslında; trajikomik ya da…

Sonuçta elde kalanlar tatmin etmiyor insanı. Huzurlu bir 14 Şubat geçiremiyorsunuz. İlla takılıyor kafaya bir şeyler ve hatta öylece asılı kalıyorlar.

Büyülü olmalıydı aşklar, artık yoklar. Bu yüzden en kalabalık halimizde bile yalnızız. Sevgilimizin elini tutarken bile yalnızız… Tek başına uzaklara dalmış düşünür halimizden çok daha fazla bir yalnızlıkla hem de!


Sevdanın hevesi kursağımızda, eskilere yetişmiş olanların tadı damağında… 
Kutlu olsun “Sevgililer Günü”nüz…


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder