Fotoğrafım
Çelişkisiyle güzel hatun! Akıllıca davranıp kalbini dinler. Bazen de dinlemez...

1/24/2012

** Ön Görüşme, Beynimle ** Aradım, ulaşamadım.

Önemli günleri atlamazdım.
Atladım.
"İyi kızlar günlük tutar, kötü kızların buna vakti olmaz"
Diyordu bir yerde...
Okumuştum.
Üşengeç olanlar için de bir şeyler söylenmeli...
Herkesin yaftalandığı bir dünyada sahipsiz kalmamalıyım bu konuda...

3 gün önce doğum günümdü ve haliyle evet kutlu doğum haftasındayız.
Ömrümün en güzel doğum günlerinden biriydi.
23 yılda 3 falandır o da belki zaten...
Sadece mutluydum o gün. Başka hiçbir şey değil.
Yalnızca mutlu...
Öyle günlerini severim ömrümün.
Devrik cümleleri sevdiğim kadar...
Bana düzenli ve güvende hissettiriyorlar...

Cümleler önemlidir.
Cümleleri olmalı önce insanın...
Derim hep.
Öyle güzel cümleler oldum ki, olmuşum ki, henüz gördüm anladım, bir şeyleri doğru yapmış olmanın o saf sevincindeyim.
Naif... Kendince... Öyle bir hal...
Güzel.

Günlük değişti.
Yeni bir defterim var şimdi, her sene olduğu gibi.
Bu kez farklı bir şey seçtim.
Defterlerimle aramdaki o garip bağdan bir oyun uydurup.
Bakalım.
Bekleyip göreceğiz.

Uyandığım bu sabahın kör saatinde, her şey için fazla duygusuz ve uykuluyum.
Bugün için bu ruh hali fazla yanlış...
Kendime dönmek üzere, masal diyarıma gidiyorum şimdi...
Sevgili bilinçaltım, hasretle kendine çekiyor beni.
Bekletmemeli...

Bekletmeler, en sevmediğim.
O'na olan sevgimi tüketen...
Çünkü o hep bekleten...
Gelmesin...
(Bir gönülsüz 'gelme'yi daha böylece tükettik... Hayırlar, uğurlar...)

Yazacaklarım var, anlatacaklarım...
Bekleyecek.

1/15/2012

** Gece Yarısı Sancısı **





Perdemin aralanmış köşesinde kırmızı bir gökyüzü var.
Üzerimde kırmızı bir battaniye...
Kalkıp yürüyorum, ilişip bir köşesine manzaranın, uykumda benden habersiz başlamış, gökyüzünden düşen kristal tanelerini izliyorum.
Sanki süren bir rüyanın parçasıyım ve aynı zamanda yarım kalmış bir hikaye...
Kendime bir bir kar taneleri seçiyor, oradan oraya süzülerek düşüyorum.
Telefonda duyduğum ses yabancı... 
Ömrümün yarısını uyuduğum bu yatak yabancı...
Yastığım... 
Baş ucumdaki fotoğraf...
Kitaplarım... 
Sanki onları bir yerlerden çıkaracağım... 
Bir de kar kürem var... 
İçinde tanışıp çok sevdiğim bir şehirden binalar... 

Darmadağın odam.
Sanki taşınma hazırlığı... 
Koliler eksik bir tek ve bir de başka oda hayali...
Zamanı durdurmak gibi darmadağın... 
Zamanda durmak gibi...
Hiç ses yok. 
Çıt çıkarmıyor gece... 
Mağrur bir tebessümle susuyor yalnız.

Ben gibi.
Var bir bildiği...
Anlamışlığı...
Hissetmişliği...
Var.
Bu sessizlik ondan.

Kırmızı ağacım tüm yapraklarını döktü çoktan.
Çırılçıplak, soğuk... 
Dallarında kar taneleri taşıyor şimdi...
Eriyen taneler köküne hayat... 
Sokak lambalarından daha aydınlık kış...

Zihnim bomboş...
Yazısız bir tabelayım bu gece...
Akmayan hecelerim bile tıkanmıyor kıvrımlarında beynimin...
Soluksuz bir sessizlik...
Kış gibi...
Gece gibi...
Huzursuz bir sessizlik...
Uykusuz...

Şarkılar düşürüyorum aklıma...
Bir kadın yürüyor, siyah beyaz bir sonbahar sokağında...
Sesindeki keder huzurlu, piyanoda akıp giden parmaklar yalnız bırakmıyor onu...
Mırıldanmaya korkuyorum, kusursuzluğu bozma endişesiyle...
Cennetten bahsediyor bir deli düşte...

Paralel bir evrende, yine otururken böyle, aynı şeyleri düşünüyorum.
Derken saat gece yarısını vuruyor.
Bir yerlerde büyü bozuluyor, hissediyorum...



Evden uzakta olmanın sancısı, geceyi bölüyor orta yerinden...

1/09/2012

** ÜVERCİNKA **



“kuşlar toplanmış göçüyorlar
keşke yalnız bunun için sevseydim seni”

***

“hiçbir şeyim yok akıp giden sokaktan başka
keşke yalnız bunun için sevseydim seni”

***

“seni o kadar yakından görünce,
keşke yalnız bunun için sevseydim seni”

***

“hızla geçen otobüslerin ardından benzeşmek…
keşke yalnız bunun için sevseydim seni”

***

“senaryocu bayanla bir bankta oturuyoruz
keşke yalnız bunun için sevseydim seni”

***

“iyi anlarında sesin kalınlaşıyor.
keşke yalnız bunun için sevseydim seni”

***

“baktım yeri toparlıyor ayak izleri
keşke yalnız bunun için sevseydim seni”

***

“eşiklere oturmuş bir dolu insan
keşke yalnız bunun için sevseydim seni”

**

“fazıl hüsnü diyor ki, ne diyor fazıl hüsnü?..
keşke yalnız bunun için sevseydim seni”

***

“ortaoyunumuzun dekoru bir kağıt mendil
keşke yalnız bunun için sevseydim seni”

***

“ve konsolun üstünde noksan bir gümüş kutu
keşke yalnız bunun için sevseydim seni”

***

“uzaklardaydın, oracıkta öbür kıtada,
keşke yalnız bunun için sevseydim seni”

***

“ikinci bir parıltı var senin bakışlarında
keşke yalnız bunun için sevseydim seni”

***

“'kehanet' adlı kısacık bir şiir buldum
keşke yalnız bunun için sevseydim seni”

***

“yürüyoruz bütünlemeye kalmış bir sessizlikte
keşke yalnız bunun için sevseydim seni”

***

“iki çay söylemiştik orda, biri açık,
keşke yalnız bunun için sevseydim seni”

***

“uzaklara bir bakışın vardı kafeteryada
keşke yalnız bunun için sevseydim seni”

***

“bir şey var, ancak makilerin orda söyleyebilirim,
keşke yalnız bunun için sevseydim seni”

***

“an ki fıskiyesi sonsuzluğun
keşke yalnız bunun için sevseydim seni”

***
"bir başına arşınlıyor bir adam mavi treni
keşke yalnız bunun için sevseydim seni."


CEMAL SÜREYA

1/05/2012

** One Safe Place **

Sabah dışarı çıktığım an, bir metre ötemi göremiyordum. Deli bir sis... Her yer, sadece beyaz duman...
Marc  Cohn'un sesi kulağımda... Nefes borumu yaktı, içime hızla çektiğim hava... Vermedim bir zaman, ısıttım, ardından havaya karıştım...

Aklımda eski zaman masalları gibi bir akşam üzeri... Büyü gibi sisli bir kentte... Yalnız topuk sesleri, bir çift ayakkabıdan gelen ve yanında usul usul yürüyen bir başkası... Kim derseniz, 'Örümcek Dede' derdim. Rüya gibi apartmanlar, küçük, sevimli, renkli... Her biri, bir diğerinin benzeri... Kanallarla ayrılan... Ve sokak lambaları, sisli akşamı aydınlatamayan...

Otobüs durağı az ötemde, ben kilometrelerce uzaktayım... Gitmeli diyorum kendime hep, ait olduğum sokaklara gitmeli... Oralarda kaybolmalı... Biliyorum, bir şey çağırıyor beni sürekli... Biliyorum.

Sevdiğim şarkılar uğruna yürüyorum, duraklar geçiyor, durmuyorum... Hareketsiz beklemeleri sevmiyorum... Bu yüzden ne otobüsler, minibüsler, dolmuşlar feda ediyorum. Gözlerimi yaşartan soğuk mu fedakarlık anlayışım mı bilemiyorum.

Saat ayırmaksızın saçmalayabiliyorum.

Ardından işe gitmek üzere otobüse biniyorum. İnsanlar... İnsanlar... İnsanlar...

Bu sabah yine insanları sevmiyorum.

Öğlene geçecektir...













"Güvenli bir yer" ihtiyacı bulana kadar geçmeyecek, biliyorum.





1/04/2012

** Geçmiş Yıllardan Notlar **

3 yıl... 3 günlük... Tarih bana, ben ona, izler bırakmışız...
Dokunmuş, hissetmiş, sayfalara dökülmüşüz...
Merak ettim, açtım bir bir defterleri...
Paylaşmaya değer cümlelerdi;

***

"Her şeye söyleyecek bir şeyim, verecek bir cevabım varken kendi sorularıma neden bir yanıt bulamıyorum..."
02.04.09

"Şu anda tek bildiğim, içimde kırılan her ne idiyse düzelmeden o haliyle kaynadı yeniden ve eksik kaldı, boşluk kaldı öylece. Bundan sızlıyor böyle. Yeniden kırıp oturtmadan da geçmeyecek. Biliyorum."
05.04.09

"Terminalleri seven birini tanırdım... Ben de seviyorum, uzay boşluğu gibi burası... Zamanı durduran yerler...'An' sanki bir tek burada değerli..."
11.04.09

"Zayıf hafızamın karşısında dirençli bir anı kazımış baş harflerini kuytulara... Unutmamışım, her ayrıntı aklımda! 1 Mayıs 2006... Yalnız bir tebessüm bıraktı geriye... ve atmosfere savrulmuş küller... İlk mektubuydu... Bir hayaletin hikayesini izlemiştik birlikte; kalbi kırılmış, yalnızdı. Geçen yıllar kalbimizi kırdı, yalnızlaştırdı..."
01.05.09

"Duygusal biri olabilirim ama bu duygusal hassaslığı korumakta iyi değilim. Mantık daima öne çıkıyor. Fark ediyorum ki bu da beni fazla 'anlayabilir' kılıyor. Hak vermiyorum belki çoğu zaman ama anlıyorum insanları..."
15.06.09

"Radyoda tesadüfen karşılaştığım İlhan İrem bile sakinleştirmiyor içimdeki fırtınayı... 'O'nu bulup, karşılıklı olarak buna hazır olmadığını bilmekten daha kötü bir şey var mı?! Aylardır kimseye anlatmadım, kendime bile, büyümesin, büyütmeyeyim diye... Öyle biri ki, onunla tamamen kendim gibiyim, en ince ayrıntıma kadar benim... Eğlenceli, sevimli... Ama öyle yanlış ki! Güvenemem... Yiğitliği bırakıp, diğer her şey ile üstelik, ona 'seni seviyorum' diyemem. Bunu anlar mı, buna hazır mı bilemem. Kalbimi eline veremem kıracağını bile bile! Yine de muhteşem bi' akşamdı... Can!"
18.06.09

"Aşk'a dair yazdığım her satır, saçmalama. Baktım da geriye doğru şöyle sayfalara... Öyle kuvvetli bir istikrarla saçmalıyorum ki! Kendime şaşırıyorum. Aşk, hayatımda olmayan tek, net şey..."
15.07.09

"Bulsam bir yerde, kendime damardan Ankara vereceğim."
27.07.09 (Sapanca'da geçen bir yazdan...)

"Oturdum Nedjima'ya, elimde buz gibi bira... Kapattım gözlerimi, hafif bir rüzgar esti, Ankara kokan buram buram... Öylece kaldım, dinledim bir zaman. Ve bir gün öleceksem, bu şehirde ölmeyi diledim."
02.08.09

"Tesadüflere inanıyorum hala ve inanıyorum bir gün bir yerde karşılaşacağımıza... Henüz tanışmamış olmamız, bir şey ifade etmez!"
26.08.09

"Sorular olmadan anlamsız, daha doğrusu amaçsız olurdu hayat... Çocuktum, yine de çok severek izlerdim her sabah Metin Uca'nın haber programını. Daima aynı cümle ile kapatırdı programı; 'Yüzünüzden gülücükler, aklınızdan soru işaretleri eksik olmasın.' Virgülden sonrasının ne kıymetli bir dilek olduğunu, tam anlamıyla ancak algılamaktayım... Yeni günü, yeni soruları olmadan karşılamamalı insan!"
25.01.10

"İncelikler kazandıkça ne çok inciniyor insan..."
25.02.10

"Güzel bir gün geçirdim sanırım... En azından güzel cümleler duydum; ' Hala çok yaralısın, o yüzden şimdi değil... İyileştiğinde gel demiyorum, iyileşmeye hazır olduğunda gel. Çünkü gidişine bir daha dayanmak istemiyorum. Bu çok zor... Ben istiyorum ki, buruş buruş olduğun zaman da yanımda ol... Eğer bir şansımız kaldıysa ve bunu şimdi kullanırsam kaybederim. Yine terk edersin. O yüzden şimdi değil, hazır olduğunda... ' dedi Onur. Bazı şeylere hazır olunur mu bilmiyorum. Aniden olmalı sanki... Ne olduğunu anlamamalısın. Anlamamalısın ki kansın yüreğin, akıl çelmeden fikrini..."
17.03.10
( 23 yıl yaşadım. Çok değil. Ama hayatım boyunca dilediğim cümleleri bana, ben hiç istemeden, beklemeden söyleyen tek adamın değerini hiç bilmedim. En yakın arkadaşımı böyle kaybettim. Haklıydı yine terk ettim.)

"Tercih edilmiş yalnızlık, güzeldir."
26.03.10

"Hızla ölüyor içimdeki her masal... İnanmak zor mucizelere! Aşk oysa, ne büyük mucize... Ama nasıl da uzak bu dik başlı gönlüme!... Yağmur yağdı yine şehrime... Soğuk, iliklerime kadar... Ben sırça köşkümde, yerle bir oldum, damlalar durmadı, yağmurdan korktum. Cama yaklaştım, bir şarkı mırıldandım, nefesim sıcak, cama vurdu. Gördüm... Anladım... Daima neden belli belirsiz dünya. Bir tek nefes, vurduğunda soğuk gönlüme, bozuluyor netliğim, etrafım can kırıkları... Buğu... Yok oluyor, canı parçalandımı..."
6 Nisan 2010...

"Doktorlar her zaman çare olmuyor dertlere..."
24.04.10

"Aynı şeyi defalarca tekrarlamak onu gerçek yapmıyor, sinir bozucu yapıyor. Fark ettim."
12.05.10

"Serin bir bahar sabahı, uyanmak tek başına... 'Bahar' aşkı çağrıştırırken ve 'serin' nitelenirken sabah, bu bile böylece buruk ve kederliyken bir de 'tek başına'... Klasik anlatılarda üzücü... Değil oysa. Hayatımın en huzurlu ve en keyifli sabahı!"
20.05.10

"Ankara... Yağmur... Hüzün... Her nasılsa huzur! Çünkü; 'her şey olur, her şey büyür, her şey geçer, hayat kalır...' "
10.06.10

"Eğer ölseydim bugün... Otopsi raporumda 'sıkıntıdan öldü!' yazacaktı..."
21.07.10

"Eylül geliyor... Yılın en keyifli zamanı; özlediğin her şey döner ya, yeniden başlar ya hani... Yeni defterler gelecek kırtasiyelere, bu bile güzel! Yine bir sürü defter alacağım, evet, evet hastayım biraz bu konuda, kalemler de almalı hatta! Ve zarflar... ve mektuplar... Sonra yağmurlar... Kahve kokusu... Kitaplarım... Eylül, gel!"
29.08.10

"Kahveli, sohbetli, keyifli bir günden başka nedir ki cennet?!"
12.12.10

"Bir tane daha... Yeniden başlamadı hiçbir şey, takvim yaprakları o kadar güçlü değil, baştan başlamadı..."
21.01.11

"Kar yağıyor... Sanki dışarıdaymışım ve kar tanelerinin arasına gizlenmiş bir küçük ayna parçası beni Kai sanmış, gözüme kaçmış... Tatsız geliyor dünya."
26.01.11

"Gün usulca batarken gölgemle yanyana yürüdük sahilde... Yüreğimi döktüm denize... Sızım sızım kağıt kesikleri... Köreldi."
31.01.11

"Niteleme sıfatlarımı nereye kaldırmışsam bulamıyorum. 'Nasılsın?' deseler, donar kalırım... Gün 'nasıl' bilmiyorum... Sessizim... Kaybolan yalnız sıfatlarım değil sanırım."
19.02.11

"Bir şeyler oluyor, bir şeyler değişiyor, ben izliyorum; bir pencere kenarından. İçine karışmak, gelmiyor içimden... 'Neden?' diye sormuyorum bile. Vardır elbet bir bildiğim ya karışmıyorum kendime... Özgür bıraktım düş'üncelerimi... Dönerlerse, benimdir!"
10.03.11

"Güneş yine acı çekerek doğdu bu sabah. Sanki o da bahar sarhoşu, hiç çıkmak istemiyor yatağından. Hiç gelmeyen bahar, sersem gibi yapıyor her bünyeyi..."
01.04.11

"Ne güzeldi... Dolunay... İstiklal... Boğaz..."
13.07.11

"Tepeden tırnağa yaz her yer. Sonbahar gelmeli acilen! Belki de kutuplara daha yakın bir yerlere göç etmeliyim... İrlanda gibi."
28.07.11

"Güzel oldu ama tadı damağımda!"
16.08.11

"İyi akşamlar!"
11.09.11

"Eylül, güzeldir!"
29.09.11

"Ortaçgil'i canlı dinledim!"
13.10.11

"Pencereden duvara vuran ışık,ağacın yaprakları, rüzgarla dans eden gölgesi... Yağmur damlaları cama vurmayı kesti."
18.10.11

"Hayatım şu sıra bir bekleme odası dağınıklığında... Özensiz, tozlu... Temiz ve toplu görünüyor olsa da."
05.11.11

"Irish Pub ve Guinness!"
26.11.11

"Zincirler çözüldü, oynadı taşlar yerinden. Aldığım kararlarım var. Farkında olmasam dahi, doğal bir süreçmiş gibi... Bir değişim arifesi gibi...
...
'Ben' tamam sayılır, 'biz' olmak vakti şimdi... Mutlu yıllar dünya!"
31.12.11

***

Zaman garip bir icat... Hep söylediğim gibi...

1/02/2012

** Melankolik Diyorlar Bana, Desinler Değişemem! **

Öz Hakiki Hangover İftiharla Sunar!

Saat 9...
1 Ocak 2012...
Uyandım...
(Ayıldım!)
Yatıyorum, yumuşacık yastığım, yorganım... Gözlerim pencerede, kar yağıyor! Yılbaşı sabahı bembeyaz Ankara!
Ama bir şeyler garip... O koltuğa nasıl yattığıma dair hiçbir şey hatırlamıyorum. Çantam yanımda, açık. Carmen içinde. Fotoğraflara bakayım diyorum, hafıza kartı yok! Telefonumu arıyorum. O da yok. Ama televizyonun kumandası bende!
Onunla mesaj atmaya kalkmamış olmayı umarak doğruluyorum. Midem felaket, başım dönüyor ama nasıl keyifliyim...
Yanıma bakıyorum.
Sevgilim de yok!
Sonra sakinleşiyorum, çünkü zaten bir sevgilim yok...

Odada bir de kaplan olsa... Tamam, Hangover'ın devam filmindeyim diyeceğim...

Evde herkes uyuyor ama Özüm ve Ebru yok.
Yok oğlu yok yani...
Sonra telefonumun başucumda olduğunu görüyorum. İki de mesajımla beni bekliyor...
Kimden olduğunu söylemem.
Seval'i arıyorum, yan odada, o da uyumuyor. Gelip beni kurtarıyor. Hafıza kartım çantamda, Özüm ve Elif diğer arkadaşlarda, Öz'ün alerjisi tutunca geçmişler oraya, ben o sırada çoktan uykunun sıcak kollarında...
Dokunmamışlar bana... Kıyamam!
Akşamı hatırlayıp hatırlayıp gülüyoruz!
Hafızam kare kare yerine geliyor, oturuyor taşlar...
Ne eğlendik!
Kahkahalarla girdik yeni yıla!

Geçen seneden eser yok şimdi ruhumda...
Drama Queen'lik kariyerime ara vermeye karar verdim. İçim karardı.
Depresyonum da sıkıldı zaten. Uğramıyor nicedir. Yani işte 3 gündür falan...
Uzun bir süre...
Demem o ki; iyi yıllar herkese!

İlk iş günümün son saatlerinden selam ederim. Hava karardı. Güzel, soğuk bir kış akşamı şimdi Ankara...
Çıkıp en sevdiğim caddelerden birine doğru yürüyeceğim, buzlanmış yollarda kayıp düşmemeyi umarak. Canımın içiyle buluşacağım sonra, işe başlamışken ıslatmalı.

Hayır, yalnızca kahve içeceğim. Valla!