Fotoğrafım
Çelişkisiyle güzel hatun! Akıllıca davranıp kalbini dinler. Bazen de dinlemez...

1/09/2011

** BİR DOST **


Bugün... Dündü... Hep... Bi' adım uğramadım şimdiye... Özlemedim de, özlemek değildi... Andım durdum... Saygı duruşu gibi... Hiç bozmadan, nefes dahi almadan, dimdik... 
Hüzünlü de değildim. 
Akıllıydım biraz... Biraz haylaz... 

Bir bir hesap kestim belki, belki sakin vedalardan geçtim. Gözlerimin çektiği fotoğraf kareleri yağdı durdu önüme... 

Ay ışığında bir tahta salıncak... Çocuk neşesinde şen kahkahalar... Beklemenin en tatlı olduğu zamanlar... Bir ağızdan söylediğimiz şarkılar... Yaz... Sonra sonbahar... ve kış... Hava nasıl soğuk! Herkes sıkı sıkı giyinmiş, ben elimde dondurma, hınzır sırıtmakta!
 Hasta da olmamıştım.

Taşınmalar, başka şehirler, başka odalar... Bisikletim... En çok düştüğümüz günü özlerim! Bir de telefonuma bırakılmış bir mesajı... Balkonda öyle kalmıştım, şarkıyı da hala hatırlıyorum... Oyunların en güzeli otoparktaki arabaların alarmlarını çalıştırmaktı, oyunlarımızı hatırlayıp dinlemiştim... Lojmandan gidişine üzgün... Sonra konser gününe kadar görmedim seni... Bir heyecan, elimde mikrofon, dışarıdan izleyen bi' çocuğu fark ettim, o anki mutluluğum hala içimi ısıtır. Korktuğum rüyalarda hiç yoktan var olup, beni uyandırdığın gibi...
 Ah, çocukluğum, nasıl özledim seni... 

"Bu hiç değişmesin" diyorsun ya, hiç değişmedik ki zaten... Sen hala umutsuz bi' romantiksin... Akıllısın ama artık, bana mektup yazmayacak kadar, ben de hala hınzır, umursamaz ama imla hatalarını düzeltmiyorum artık zaten ayda yılda bir alabildiğim nadir mektupların! Ve çiçeklere "ot" muamelesi yapmıyorum, onları sevmediğim yalanını söylemeyi de bıraktım... Evet, itiraf etmeli, ben hep çok sevdim çiçekleri, en çok papatya hatta ama ne yapacağımı bilemez utanırım öyle duygusal anlarda, sevmiyor olmak daha kolaydı! Ya yaşlanıyorum, ya kopacağım yere doğru bir hızla incelmekteyim... Bilemedim. Ama işte, kalbimi saklamıyorum artık, öğrettiğin gibi. Kapatmıyorum kendimi kalın duvarlarımın ardına... Geçiyor... Söylemiştim! Buğu, ne kadar etkilenirse o kadar etkilendim, geçecek bakıp durma öyle hala burdayım demiştim, e... haklıydım! 

Ama işin aslı o kadar da farkında değildim. Gözlerini böyle "buğu"lu sevmiyorum, eskisi gibi değilsin, neşen yok, bakışların solgun dediğin günden beri kendimi sorguluyorum.
 Bunları yazmaya başlamadan önce aynayla epey muhabbet ettik, çok eğlenceliydi, gözlerim ışıl ışıl arkadaşım, kendim gibiyim. 
Sevdiğin gibi, özlediğin gibi... 
Daha da iyi olacak! 

Şehrime bir ara uğrarsın nasılsa... Hatta kahve içeriz, bakarsın ben yaparım. Gerçi "içtiğin en güzel kahve"den sonra, hani en iyi filmini çekmiş bir yönetmen gibi öyle bırakmak en iyisi gibi ama, nasılsa ev gibi, evde olmak gibisin, korkmuyorum köpüğü kaçırmaktan! 

Ve bu alt metni uzun bir cümledir... 
Diğer hepsi gibi...

Tutmadığım tüm sözler için bu... O çok beklediğin mektup için... Yazıp yollamadıklarım için... " İyi ki orada bir yerdesin" demek için... 

İçimden geldi :) 



PS: Düğününde "sağdıç" olacağım günü iple çekiyorum, söz! Julia Roberts'ın hiçbir filminden etkilenmek yok, yaramazlık yapmak da yok! :P







Hiç yorum yok:

Yorum Gönder