- İRONİK HATUN
- Çelişkisiyle güzel hatun! Akıllıca davranıp kalbini dinler. Bazen de dinlemez...
7/28/2011
** NASILSIN? SAÇMA! "
Çığlık çığlığa susuyorum sonra...
İçimde kaçak kat çıkıyorum "öz'lem"lerime...
Hücrelerim bile yorgun...
Gel gör ki seviyor inatla; seçip bir yanlış adam daha...
Doğrusu olsa, zamanı yanlış şeçiyor...
"Bu işte bir yalnızlık var" diyen boşuna demiyor...
***
Gözlerim akmayan damlalarla dolu... Görmüyor yari, yarını.
Kalbim öyle ağır... Kesip atsam yeri...
Ruhum paramparça... Haykırmakta...
" Vazgeç 'can'ından, özgür bırak beni! "
Akıl susuyor, bekler gibi bir darbeyi... Susuyor... Saatlerce... Saat dediğin, akrebe aşık bir yelkovan...
Halimi bir o anlıyor...
***
Tek... Bir tek isteğim var...
Kaleye kapatmak kendimi...
Saçlarım yeterince uzayana kadar orada kalmak...
Kurtarmaya gelen kimi görsem, kökünden kazımak!
***
"Ev" denileni bir göğüs kafesi sanma hallerim çocuk masallarımda kaldı...
Güvendiğim tek göğüs kafesi, bu yıla benden çok uzakta bir ülkede girdiğinden beri...
Hiç söylemedim...
Öylece bıraktım inanmaları...
Büyüdüm sonra. Çok canım acıdı...
Sustum... Sustum... Sustum...
Geçmedi.
***
Bir dileği yineliyorum şimdi...
"Ev"de hissetmeli...
Gözlerimi kapattığımda, biraz huzur için, aklımda bir tek kare;
Şehrin yüksek yerlerinden biri, bir apartman dairesi... Yalnızım... Pencere pervazları geniş, küçük bir evde... İşten gelmiş, yorgun ama huzurluyum... Elimde bir şarap kadehi, diğerinde kitabım, mümkünse yazarı ben... İmla hatalarıyla kavga ederken, müzik yükseliyor, Kaldırım Serçesi o gece yalnız benim için söylüyor... Mutluyum. Geri kalan her şey, kapımın ardında.
O an için ölebilirim. "Ev"de olmak için ölebilirim...
Yalnızlıksa, öylesi olsun. "-miş gibi"lerden uzak, delikanlı olsun!
***
Şimdilerde okuduğum bir kitap aklımı çeliyor.
"Her şeyin nedeni o çocukluğa dair akılda kalmış bir iki dakikalık anılarda yatıyor" diyen...
Her şeyi tek başına halledebilirim ya... Neden diyorum?
Aklıma geliyor...
Bisiklet sürüyorum, ilk kez... Yalnızım... Öğretmesini dilediğim, meşgul...
Herkes hep meşgul...
Her yola yalnız çıkıyorsam ve varsa bir nedeni... Sonuç aynıyken hiç bir şey ifade etmiyor...
Öyle sıradan...
Süzülen yaşlarım kadar, yanaklarımdan...
Akıp giden yıllarım kadar...
***
Çocuğum daha...
Öyle diyorlar...
İnanasım var ya...
Bazen fazla her şey... Çok fazla...
***
Geçiyor sonra...
7/16/2011
** DAHA **
" Bir Ankaralı için İstanbul, başkasının çocuğu gibidir. Gülünce seversin, ağlayınca bırakıp kaçmak istersin. "
***
Bir hafta...
Yalnız, bir hafta...
Yalnız bir hafta...
Farklı şehirleri sevmez olmuşum...
Sevebilirim de, nedenim olsa...
Yok.
"Hiç bir yere ait hissedememe sendromu"na yakalandığımdan beri, doğdum doğalı yani, herkesin yabancıladığı şehir belki ilaçtır, diyordum...
Olur yani, olabilir böyle şeyler.
Hikaye...
Eskiden, "ev"de hissettiğim bir göğüs kafesi vardı...
Kafes oldu sonra...
Uçtum.
Galiba, kanatlarım yorgun.
Ama keyfim yerinde.
Sırt ağrılarımı buna bağlıyor ve doktorları sevmiyorum inatla.
Sorsan üzerimde dünyanın yükü...
Oysa laf işte, tüy gibiyim!
Melankoliyi, depresyonu oldum olası severim...
Kendim kadar severim.
Bir başkasını sevsem bu kadar, hatta bu kadar bile değil, ayakkabılar kadar sevsem belki daha çoğul olabilirdim.
Her şey benden beklenmemeli bana kalırsa.
Sevdirse keşke biri kendini...
Yeniden buna takıldım, neden ki?!
Muhtemelen seviyorum bu aralar...
Kaçıyorum bu aralar...
Bir kara duman ardımda...
Ben kayıp kendi sırtlarımda...
Ve aslında kimse yok arkamda, benden başka...
***
" Zamanı var, sevgilim...
Kavuşmanın da ayrılmanın da zamanı var! "
Henüz değil...
" Zamanı şu an sevgilim
Böyle vedasız, son hatırasız gitmenin...
Gözyaşımı saklayan, başımı dik tutan
Belki daha da az ağlatacak kalan zaman... "
Böyle vedasız, son hatırasız gitmenin...
Gözyaşımı saklayan, başımı dik tutan
Belki daha da az ağlatacak kalan zaman... "
Zaman...
***
Yani haklı aslında, çekilmiyor sevmeden... Bu şehir...
Ve benim sevgim, henüz öğreniyor adım atmayı...
Burada koşmak lazım.
" Zamanı var... "
Bir martı olup uçmaya... daha var...
7/14/2011
** I3 **
Derin bir nefes alıyorum...
Gözlerimi kapatıp...
Dolunay gökte...
Karşımda boğaza düşüyor yansı...
Cadde ki onca kalabalığıyla yalnız...
Ben değilim o an, garip...
Bir martı uçuyor, kanadında sır...
Geri veriyorum nefesimi dünyaya kirletip...
***
Aklıma şarkılar takılıyor, içimden söylüyorum...
Her şeyi içimden söylüyorum, duyulan kelimelerim hep örtü...
Örtüyorum içimdeki çocuğun üzerini, karanlıktan korkmuyor.
Yine de bekliyor ışığı...
Yine de özlüyor...
Bir kelime seçmeye çalışmaktan vazgeçiyorum...
***
Susuyor her şey...
Öylece asılı kalıyor...
Zaman durmuyor da...
Bekletiyor; yaşamayı...
Zaman seviyor böyle oyunları.
***
Bildiğim hayat değişiyor.
Ben, değişmemiş gibi yapıyorum...
Saklanıyorum...
Saklanıyorum...
Bir benimki değişse, yetmiyor...
***
Ay ne zaman "tamam" olsa, ben eksik kalıyorum.
Eksiklerimi tamamlıyorum.
***
Şarkıları içimde tutamıyorum.
Zorlamıyorum...
***
Ay ne zaman "tamam" olsa, ben eksik kalıyorum.
Eksiklerimi tamamlıyorum.
***
Şarkıları içimde tutamıyorum.
Zorlamıyorum...
" Alnımdan akan ter,
Sana hiç değmedi...
Gözümden damlayan yaş,
Denizi bulmadı...
Bir sokak gördüm rüyalarımda gecelerce...
Hiç sana çıkmadı.
Sadece yarım saat tutuştuk elele,
O saat durmadı.Anları birer birer
Topladım, sakladım...
Tarihin ortasında,
Gelecek aradım...
Hücreme girdin, dokundun hücrelerime
Buluttum, damladım
Cümleler kaçtı dağıldı dört bir tarafa,
Sadece noktayım.
Düşünüyorum,
Ne kadar sevmiş olabilirim?
Düşünüyorum,
Sen ben gece ve bir yol.
Başka birşey
Yok elimde hafizamda.
Düşünüyorum,
Ne kadar yer etmiş olabilir ?
İstiklal caddesi kadar! "
Sana hiç değmedi...
Gözümden damlayan yaş,
Denizi bulmadı...
Bir sokak gördüm rüyalarımda gecelerce...
Hiç sana çıkmadı.
Sadece yarım saat tutuştuk elele,
O saat durmadı.Anları birer birer
Topladım, sakladım...
Tarihin ortasında,
Gelecek aradım...
Hücreme girdin, dokundun hücrelerime
Buluttum, damladım
Cümleler kaçtı dağıldı dört bir tarafa,
Sadece noktayım.
Düşünüyorum,
Ne kadar sevmiş olabilirim?
Düşünüyorum,
Sen ben gece ve bir yol.
Başka birşey
Yok elimde hafizamda.
Düşünüyorum,
Ne kadar yer etmiş olabilir ?
İstiklal caddesi kadar! "
* Aslında yazmak istediklerimi eski alışkanlık, defterime saklıyorum. Kapağında, bu yıl onu okumayı kendime yasakladığım kadın... Anı biriktiriyorum... Şebnem zaten hep "yeterince iyi anlatıyor..." İçimden geçenler, içimden geçiyor işte ve karışıp sulara gidiyor öylece.
7/09/2011
** OH, MİS! **
Uzun kışlar boyu çok ama çok üşümüş olabilirim...
Yine de sevmem yazı...
"Yaz gelsin artık!" diye dualar etsem, sonunda iliklerime kadar ısındığımı hissetsem de sevmem...
Bazen de bunun tam tersi olur.
Olur böyle şeyler, hep olur.
İnsanlığın doğasıyla ilgili, şaşırmamalı...
"Gitmek" fikri başlı başına öyle görkemli ki mesela...
Çıkıp gittiğinizde büyü bozuyorsunuz yalnız.
Bütün beklentiler gerçekleşen ya da gerçekleşmeyen, farketmez, planlara dönüşüyor, hayalleriniz yani, eriyor...
Söylerim sık sık"olmamalı" diye ya, inanmayın, beklentiler hep vardır, onları engelleyemezsiniz...
Hayal gücünüz sınır zorlamaktaysa hatta, hiç şansınız yok.
Bu da insan doğasıyla ilgili...
Yapacak bir şey yok, ipleri daha sıkı tutmaya çalışıp gereksiz yorulmaktan başka.
***
İstanbul'da sıcacık bir temmuz sabahında düşünüyorum bunları...
Bir şehre gitmek ve orada kalmak içimde çağlamaya başladığında, dayanamasam da, oraya ulaşmak için mevsimlerden yaz ise, beklemeliyim...
Sonbahar daima kavuşma mevsimi ise bir nedeni var... -mış...
Kahvem beni buharlaştırmak üzere...
Yine de keyifli...
Ama kahve insanı buharlaştırmamalı...
Birbirine karıştırmalı, havaya değil!
Bu önemli.
Ama bazen umurumda olmayabiliyor!
***
İstanbul ki, sevdiğim her şey!
Neden?
Sevdiğim herkes çünkü...
"En" şehrim, haliyle "ev" şehrim...
"ÖZ" şehrim!
Dün bütün günümdü şehrin sesleri, kahkahalarımıza karışan.
Kısıtlı zamanlarda huzur bulmaya mahkum sohbetlerimiz; az olsun "öz" olsun avuntusunda, kendime getirdi beni.
Konuştuğum dili anlayan insanlar; var!
Şanslıyım.
***
Bazen, kaybolmuş gibi hissederim, kendi içimde. Çıkmaz sokaklarıma, duvarlarıma çarpa çarpa sersemlerim... Kendim için bile fazla karmaşık biriyim. Ama işte, böyle zamanların kahramanları var, kahramanların artık yaşamadığı bir dünyada bile...
Bir fotoğraf çektim, otobüsten el sallarken, baktım sonra, vedalar hep olacak ama kavuşmalar da!
"Öz"lemek ne keyifli aslında, anladım sımsıkı sarıldığında!
Bütün her şey, tüm ağrıların ve hatta 'can' sızıların geçiyor da en çok ama en çok kanayan yarana bile gülebiliyorsun ya... Değiyor. İşte o an değiyor! Kapatıp gözlerini, derin bir nefes çalıyorsun hayattan, şehrin tüm kirli havası içinde, yeşeriyorsun... Onca zehir bile kaybolup gidiyor yani... Güzel şey!
***
Plasebo arkadaşlıklar bir yerden sonra kandırmaz olduğunda iyi geliyor gerçek ilaçlara kavuşmak...
***
Üç küçük çocuktuk dün... Bir gün öncesinde de... Olduğumuz gibiydik... Bize tutulan dev aynalarına inat... Kendimiz gibiydik. Boyumuzdan büyük sevip, boyumuzdan büyük acıyarak, boyumuzdan büyük işlerde... Ve daima tuttuğumuzu kopararak göze gelir, çekemeyenlerle eğlenir, ağlarken paşalar gibi güleriz ya... Severim bizi!
"Ben", "biz"i severim, daha büyük mucize mi var hayatta!
İyi ki!
Karşıma çıkardı sizi...
Her kimse...
Minnettarım!
Yaz, güzel!
Tabii şu minicooperlı elemanda! : D
* Özgür ve Efe yine kızacak!
6/19/2011
** ESKİ HAZİRAN **
Üzerimdeki kırgınlık; içimden geliyor. Anlıyorum. Zamanla. Düşündükçe, üzerine...
Veda haziranı... Hissediyorum. Bu kez apaçık ortada olup da görmek istemediğimi...
***
"Zor gelir sıra vedalara... " Ama hep gelir...
***
Bu ayrılığın sancısı değil içimdeki, geçmişin hatırası. Sevdiğim her şeyi alıp götüren haziranlardan kalma bir sızı... Sevdiğim herkesi alıp götüren haziranlardan kalma...
Günlerdir düşüyor önüme bir bir...
Otobüsteyim, cam kenarı... Akşam üzeri, gün batmakta... Gözlerimde yaş... Bir şehri terkediyorum, bir gün yeniden gidebilirim belki diyerek. Dışarıdan beni neşelendirmek için her şeyi yapan biri...
Ne o şehre geri döndüm, ne o biri gözyaşından başka bir şey oldu... İlk kaybım, kalbime ilk kazık... En yakın arkadaşım... İlk veda haziranım... Önce sen gittin. Affetmem uzun sürdüyse, ondandır.
Sonra hiç sevmedim uğurlanmaları, karşılanmaları... Yalnız bindim her otobüse, uçağa, trene... Ardımdan el sallanmasına bir daha hiç dayanamadım.
Bir kaç yılda tekrarlanan ritüeldi ayrılık. Hep çok sevdim, hiç alışamadan... Alıştığımın farkına varamadan. Bir farkındalık hali belki canımı şimdiden böyle acıtan. Çok özledim...
Özleme alışmak, cehennem gibi... Her şey sıradan, herkes geçici...
Hep kalsın dilerken içimden sessizce, gidişini izledim herkesin nihayetinde.
***
Kahraman dediğim, kalabilendi hep. Beni kurtaracak kişi, gitmeyecekti. Veda etmeyecekti. Veda etmeme izin vermeyecekti. Kahramanlar yaşamıyor, evet...
Ama, herkes gider mi?!
Gerçekten mi?...
***
Bir dönem bitiyor...
Her geçiş dönemi sancılı... Biliyorum.
Herkes gitti... Biliyorum.
Ben de dayanamadım kalmaya...
Gidiyorum.
***
Her olay örgüsü, nasıl başladıysa öyle kapanır. Duvardaki silah, patlar.
Başladığım gibi bitiriyorum.
***
Önümde yollar uzanıyor...
Seçmek... Kolay.
Sonra dayanmak, tartışılır.
Kendim seçtikten sonra hallederim.
Ama... Değişse bir şey...
Uğurlanmak değil de...
Neyse.
Veda haziranı... Hissediyorum. Bu kez apaçık ortada olup da görmek istemediğimi...
***
"Zor gelir sıra vedalara... " Ama hep gelir...
***
Bu ayrılığın sancısı değil içimdeki, geçmişin hatırası. Sevdiğim her şeyi alıp götüren haziranlardan kalma bir sızı... Sevdiğim herkesi alıp götüren haziranlardan kalma...
Günlerdir düşüyor önüme bir bir...
Otobüsteyim, cam kenarı... Akşam üzeri, gün batmakta... Gözlerimde yaş... Bir şehri terkediyorum, bir gün yeniden gidebilirim belki diyerek. Dışarıdan beni neşelendirmek için her şeyi yapan biri...
Ne o şehre geri döndüm, ne o biri gözyaşından başka bir şey oldu... İlk kaybım, kalbime ilk kazık... En yakın arkadaşım... İlk veda haziranım... Önce sen gittin. Affetmem uzun sürdüyse, ondandır.
Sonra hiç sevmedim uğurlanmaları, karşılanmaları... Yalnız bindim her otobüse, uçağa, trene... Ardımdan el sallanmasına bir daha hiç dayanamadım.
Bir kaç yılda tekrarlanan ritüeldi ayrılık. Hep çok sevdim, hiç alışamadan... Alıştığımın farkına varamadan. Bir farkındalık hali belki canımı şimdiden böyle acıtan. Çok özledim...
Özleme alışmak, cehennem gibi... Her şey sıradan, herkes geçici...
Hep kalsın dilerken içimden sessizce, gidişini izledim herkesin nihayetinde.
***
Kahraman dediğim, kalabilendi hep. Beni kurtaracak kişi, gitmeyecekti. Veda etmeyecekti. Veda etmeme izin vermeyecekti. Kahramanlar yaşamıyor, evet...
Ama, herkes gider mi?!
Gerçekten mi?...
***
Bir dönem bitiyor...
Her geçiş dönemi sancılı... Biliyorum.
Herkes gitti... Biliyorum.
Ben de dayanamadım kalmaya...
Gidiyorum.
***
Her olay örgüsü, nasıl başladıysa öyle kapanır. Duvardaki silah, patlar.
Başladığım gibi bitiriyorum.
***
Önümde yollar uzanıyor...
Seçmek... Kolay.
Sonra dayanmak, tartışılır.
Kendim seçtikten sonra hallederim.
Ama... Değişse bir şey...
Uğurlanmak değil de...
Neyse.
** Ben bazen... Sık sık... Ama arada zaman zaman... Sonra yine artarak... Öyle. **
" Yağmur yağıyor sanırım... Yalnızım... Etraf kapkara, mum ışıkları yetmiyor yolumu bulmama... Nedenini bilmediğim bir ağlamak içimde... Sense çok uzaklarda... " - 2004
2004... 2011... Onca yıl...
Değişmedi hiç yüreğim... Boyundan büyük acır daima...
Sevdiği uzağındadır daima...
Özler, çok özler daima...
Yakın düşmandır sanki, uzak güvenli... Bir biçimde.
***
Yağmur yağıyor şimdi... Takvim haziran ortasını geçti.
Öyle bir yağıyor ki, düşüncelerimi bile duyamıyorum sesinden...
Onca zaman sonra değişen yalnız yağmurun şiddeti sanki.
Yağmuru; severim.
***
Aynı pencere önünde yazıyorum yine... Kahvem... Kırmızı ağacım...
Saçlarım artık ağacımla aynı renk değil.
***
"Ev"de hissetmiyor sanki artık göğüs kafesimde, yüreğim.
Bu iyi mi, değil mi bilemedim...
***
Gök gürültüsü bastırıryor tüm sesleri...
Gök gürültüsü hiç korkutmadı beni...
***
Yazın bir türlü gelmeyişine üzülenlerden değilim.
Sıkıldığım oluyor yağmurdan... Güneşi sevdirecek kadar olmasa da...
Bu daimi sonbahar hali, ruhuma huzur...
***
Eskilerden bir film bulmalı şimdi beni, alıp içine; sakin... o dünya da büyütmeli.
Bu dünya çok gaddar, çok yabani...
Benim gibi bazen, bazen değil gibi...
***
Yerini yadırgıyor hatıralarım sanki... Günlerdir gürültüyle yer değiştiriyorlar beynimin içinde.
Yağmur yavaşlıyor, belli belirsiz yine...
Hatıralarımın sesi çıkıyor yüzeye...
Geçen zaman... Gelen zaman... Yer açıyorlar kendi içinde. Ben karışmıyorum.
***
Olması gerektiği gibi olsun her şey, uğraşmıyorum.
***
Kimi kandırıyorum?!
***
Bir şarkıya ihtiyacım var.
Yeni...
Kahraman...
Güçlü...
Huzurlu...
Tek başına, bulamıyorum.
2004... 2011... Onca yıl...
Değişmedi hiç yüreğim... Boyundan büyük acır daima...
Sevdiği uzağındadır daima...
Özler, çok özler daima...
Yakın düşmandır sanki, uzak güvenli... Bir biçimde.
***
Yağmur yağıyor şimdi... Takvim haziran ortasını geçti.
Öyle bir yağıyor ki, düşüncelerimi bile duyamıyorum sesinden...
Onca zaman sonra değişen yalnız yağmurun şiddeti sanki.
Yağmuru; severim.
***
Aynı pencere önünde yazıyorum yine... Kahvem... Kırmızı ağacım...
Saçlarım artık ağacımla aynı renk değil.
***
"Ev"de hissetmiyor sanki artık göğüs kafesimde, yüreğim.
Bu iyi mi, değil mi bilemedim...
***
Gök gürültüsü bastırıryor tüm sesleri...
Gök gürültüsü hiç korkutmadı beni...
***
Yazın bir türlü gelmeyişine üzülenlerden değilim.
Sıkıldığım oluyor yağmurdan... Güneşi sevdirecek kadar olmasa da...
Bu daimi sonbahar hali, ruhuma huzur...
***
Eskilerden bir film bulmalı şimdi beni, alıp içine; sakin... o dünya da büyütmeli.
Bu dünya çok gaddar, çok yabani...
Benim gibi bazen, bazen değil gibi...
***
Yerini yadırgıyor hatıralarım sanki... Günlerdir gürültüyle yer değiştiriyorlar beynimin içinde.
Yağmur yavaşlıyor, belli belirsiz yine...
Hatıralarımın sesi çıkıyor yüzeye...
Geçen zaman... Gelen zaman... Yer açıyorlar kendi içinde. Ben karışmıyorum.
***
Olması gerektiği gibi olsun her şey, uğraşmıyorum.
***
Kimi kandırıyorum?!
***
Bir şarkıya ihtiyacım var.
Yeni...
Kahraman...
Güçlü...
Huzurlu...
Tek başına, bulamıyorum.
6/18/2011
** ÖYLE **
Yangın yeri... Tüm dünya sanki.
Bütün gün çıkmadım yataktan, yaşamayı protesto eder gibi...
Anlaşılmayı bekledim, çocuk saflığımla...Ya da ondan geriye ne kaldıysa...
İyi gelecek şarkılar umdum, bulamadım...
Telefonum çalmadı... Hiç çalmadı... Düşünüldüğüm her anı cehenneme çevirdiğim zamanların bedeli gibi...
Çok sevildim.
Çok sevilmeyi, sevemedim...
Ruhum, özgür... Ruhum, asi... Ruhum, dik başlı...
Yalnız...
Ne kadar da yalnızız. Ölüm gibi bazen.
Bir yolun sonundayım, hesap tutmaz aklımla muhasebe telaşında...
Aklımda bir kaç soru...
Acaba diyorum, acaba tahammülü seçseydim, yetinmeyi bilseydim... Mutlu olmazdım ya, belki daha sakin olurdum... Susuyorum sonra, kendimi bilmezliğime. Saçma sorulardan bir yol sonu... O da geliyor aklıma, onca yılın hatırına... Bir tek ihtimal bile veremiyorum...
"5 yılı tek kalemde siliyorum da bir tek anı aklımdan silemiyorum" zamanlarım düşüyor birden önüme... Neler geçmiş diyorum...
Bütün gün yatakta kalmak bana göre değil... Alıp kitabımı çıkmalıydım... Botanik Park'ı çok özlemiştim... Gidip kitap okumalıydım... Uzun uzun, anlamsızca dalmalıydı gözlerim... Dolmalıydı belki...
Aldığım öğütü dinlemeliydim, kendimden uzak, kendimle bir gün geçirmeliydim. Dinlemedim.
Sorun değil... Ben kendimden başka kimseyi çok da dinlemedim... Yanılmadım da... İhtiyaç doğmayınca anlamlı da gelmedi.
Ama bugün...
İlk kez bugün...
Yalnız olmak, tek başıma halletmek istemedim...
Bu yeni...
Korktum.
Benim yanımda olmak, durmak... Zor. Hiç bitmeyen bir savaş... Kimsenin kazanamadığı... Bana rağmen kim duracak ki?!
Ah...
Nefes alıp vermek değil mesele... Alıyorum, veriyorum... Göğüs kafesim ağrıyana kadar hem de... Ama...
Hep bir ama cümle sonlarında, yalanlıyor dünyamı...
Korkuyorum bazen... Kurmaya korktuğum cümlelerden... Daima işteş çatılılardır... Ben kendimden eminimdir de, kefil olamıyorumdur diğer kimseye... Korkarım ben de... Söylemem ama...
Serde... Var işte ne varsa... Ağlamam da...
Yersen.
Bütün gün çıkmadım yataktan, yaşamayı protesto eder gibi...
Anlaşılmayı bekledim, çocuk saflığımla...Ya da ondan geriye ne kaldıysa...
İyi gelecek şarkılar umdum, bulamadım...
Telefonum çalmadı... Hiç çalmadı... Düşünüldüğüm her anı cehenneme çevirdiğim zamanların bedeli gibi...
Çok sevildim.
Çok sevilmeyi, sevemedim...
Ruhum, özgür... Ruhum, asi... Ruhum, dik başlı...
Yalnız...
Ne kadar da yalnızız. Ölüm gibi bazen.
Bir yolun sonundayım, hesap tutmaz aklımla muhasebe telaşında...
Aklımda bir kaç soru...
Acaba diyorum, acaba tahammülü seçseydim, yetinmeyi bilseydim... Mutlu olmazdım ya, belki daha sakin olurdum... Susuyorum sonra, kendimi bilmezliğime. Saçma sorulardan bir yol sonu... O da geliyor aklıma, onca yılın hatırına... Bir tek ihtimal bile veremiyorum...
"5 yılı tek kalemde siliyorum da bir tek anı aklımdan silemiyorum" zamanlarım düşüyor birden önüme... Neler geçmiş diyorum...
Bütün gün yatakta kalmak bana göre değil... Alıp kitabımı çıkmalıydım... Botanik Park'ı çok özlemiştim... Gidip kitap okumalıydım... Uzun uzun, anlamsızca dalmalıydı gözlerim... Dolmalıydı belki...
Aldığım öğütü dinlemeliydim, kendimden uzak, kendimle bir gün geçirmeliydim. Dinlemedim.
Sorun değil... Ben kendimden başka kimseyi çok da dinlemedim... Yanılmadım da... İhtiyaç doğmayınca anlamlı da gelmedi.
Ama bugün...
İlk kez bugün...
Yalnız olmak, tek başıma halletmek istemedim...
Bu yeni...
Korktum.
Benim yanımda olmak, durmak... Zor. Hiç bitmeyen bir savaş... Kimsenin kazanamadığı... Bana rağmen kim duracak ki?!
Ah...
Nefes alıp vermek değil mesele... Alıyorum, veriyorum... Göğüs kafesim ağrıyana kadar hem de... Ama...
Hep bir ama cümle sonlarında, yalanlıyor dünyamı...
Korkuyorum bazen... Kurmaya korktuğum cümlelerden... Daima işteş çatılılardır... Ben kendimden eminimdir de, kefil olamıyorumdur diğer kimseye... Korkarım ben de... Söylemem ama...
Serde... Var işte ne varsa... Ağlamam da...
Yersen.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

