Fotoğrafım
Çelişkisiyle güzel hatun! Akıllıca davranıp kalbini dinler. Bazen de dinlemez...

7/09/2011

** OH, MİS! **



Uzun kışlar boyu çok ama çok üşümüş olabilirim... 
Yine de sevmem yazı... 
"Yaz gelsin artık!" diye dualar etsem, sonunda iliklerime kadar ısındığımı hissetsem de sevmem... 
Bazen de bunun tam tersi olur. 
Olur böyle şeyler, hep olur. 
İnsanlığın doğasıyla ilgili, şaşırmamalı...

"Gitmek" fikri başlı başına öyle görkemli ki mesela... 
Çıkıp gittiğinizde büyü bozuyorsunuz yalnız. 
Bütün beklentiler gerçekleşen ya da gerçekleşmeyen, farketmez, planlara dönüşüyor, hayalleriniz yani, eriyor...
Söylerim sık sık"olmamalı" diye ya, inanmayın, beklentiler hep vardır, onları engelleyemezsiniz... 
Hayal gücünüz sınır zorlamaktaysa hatta, hiç şansınız yok. 
Bu da insan doğasıyla ilgili... 
Yapacak bir şey yok, ipleri daha sıkı tutmaya çalışıp gereksiz yorulmaktan başka.  

*** 

İstanbul'da sıcacık bir temmuz sabahında düşünüyorum bunları... 

Bir şehre gitmek ve orada kalmak içimde çağlamaya başladığında, dayanamasam da, oraya ulaşmak için mevsimlerden yaz ise, beklemeliyim... 
Sonbahar daima kavuşma mevsimi ise bir nedeni var... -mış... 

Kahvem beni buharlaştırmak üzere... 
Yine de keyifli... 
Ama kahve insanı buharlaştırmamalı... 
Birbirine karıştırmalı, havaya değil! 
Bu önemli.

Ama bazen umurumda olmayabiliyor! 


***



İstanbul ki, sevdiğim her şey!
Neden? 
Sevdiğim herkes çünkü... 
"En" şehrim, haliyle "ev" şehrim... 
"ÖZ" şehrim! 

Dün bütün günümdü şehrin sesleri, kahkahalarımıza karışan. 
Kısıtlı zamanlarda huzur bulmaya mahkum sohbetlerimiz; az olsun "öz" olsun avuntusunda, kendime getirdi beni. 
Konuştuğum dili anlayan insanlar; var! 
Şanslıyım. 


***

Bazen, kaybolmuş gibi hissederim, kendi içimde. Çıkmaz sokaklarıma, duvarlarıma çarpa çarpa sersemlerim... Kendim için bile fazla karmaşık biriyim. Ama işte, böyle zamanların kahramanları var, kahramanların artık yaşamadığı bir dünyada bile... 


Bir fotoğraf çektim, otobüsten el sallarken, baktım sonra, vedalar hep olacak ama kavuşmalar da! 
"Öz"lemek ne keyifli aslında, anladım sımsıkı sarıldığında!  

Bütün her şey, tüm ağrıların ve hatta 'can' sızıların geçiyor da en çok ama en çok kanayan yarana bile gülebiliyorsun ya... Değiyor. İşte o an değiyor! Kapatıp gözlerini, derin bir nefes çalıyorsun hayattan, şehrin tüm kirli havası içinde, yeşeriyorsun... Onca zehir bile kaybolup gidiyor yani... Güzel şey! 



***
Plasebo arkadaşlıklar bir yerden sonra kandırmaz olduğunda iyi geliyor gerçek ilaçlara kavuşmak...


***

Üç küçük çocuktuk dün... Bir gün öncesinde de... Olduğumuz gibiydik... Bize tutulan dev aynalarına inat... Kendimiz gibiydik. Boyumuzdan büyük sevip, boyumuzdan büyük acıyarak, boyumuzdan büyük işlerde... Ve daima tuttuğumuzu kopararak göze gelir, çekemeyenlerle eğlenir, ağlarken paşalar gibi güleriz ya... Severim bizi!

 "Ben", "biz"i severim, daha büyük mucize mi var hayatta! 

İyi ki! 

Karşıma çıkardı sizi... 

Her kimse... 

Minnettarım!

Yaz, güzel!

Tabii şu minicooperlı elemanda! : D

* Özgür ve Efe yine kızacak! 

1 yorum:

  1. Ne kadar da yorgunmuşum, ama mutlu!
    Bir de belediye başkan adayı gibi el sallamasaymışım. Ağaç yansımalı camdan bıyığım var gibi çıkınca öyle gördüm kendimi. :D

    YanıtlaSil