" Bir Ankaralı için İstanbul, başkasının çocuğu gibidir. Gülünce seversin, ağlayınca bırakıp kaçmak istersin. "
***
Bir hafta...
Yalnız, bir hafta...
Yalnız bir hafta...
Farklı şehirleri sevmez olmuşum...
Sevebilirim de, nedenim olsa...
Yok.
"Hiç bir yere ait hissedememe sendromu"na yakalandığımdan beri, doğdum doğalı yani, herkesin yabancıladığı şehir belki ilaçtır, diyordum...
Olur yani, olabilir böyle şeyler.
Hikaye...
Eskiden, "ev"de hissettiğim bir göğüs kafesi vardı...
Kafes oldu sonra...
Uçtum.
Galiba, kanatlarım yorgun.
Ama keyfim yerinde.
Sırt ağrılarımı buna bağlıyor ve doktorları sevmiyorum inatla.
Sorsan üzerimde dünyanın yükü...
Oysa laf işte, tüy gibiyim!
Melankoliyi, depresyonu oldum olası severim...
Kendim kadar severim.
Bir başkasını sevsem bu kadar, hatta bu kadar bile değil, ayakkabılar kadar sevsem belki daha çoğul olabilirdim.
Her şey benden beklenmemeli bana kalırsa.
Sevdirse keşke biri kendini...
Yeniden buna takıldım, neden ki?!
Muhtemelen seviyorum bu aralar...
Kaçıyorum bu aralar...
Bir kara duman ardımda...
Ben kayıp kendi sırtlarımda...
Ve aslında kimse yok arkamda, benden başka...
***
" Zamanı var, sevgilim...
Kavuşmanın da ayrılmanın da zamanı var! "
Henüz değil...
" Zamanı şu an sevgilim
Böyle vedasız, son hatırasız gitmenin...
Gözyaşımı saklayan, başımı dik tutan
Belki daha da az ağlatacak kalan zaman... "
Böyle vedasız, son hatırasız gitmenin...
Gözyaşımı saklayan, başımı dik tutan
Belki daha da az ağlatacak kalan zaman... "
Zaman...
***
Yani haklı aslında, çekilmiyor sevmeden... Bu şehir...
Ve benim sevgim, henüz öğreniyor adım atmayı...
Burada koşmak lazım.
" Zamanı var... "
Bir martı olup uçmaya... daha var...


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder