Ben sustum.
Çok uzun zamandır, hiçbir filmin ardından bu kadar susmamıştım... Söyleyeceklerim bitmemişti hiç...
Bugün sustum...
İçimdeki çatışmalarda bulduğum sükunet sonunda çıktı saklandığı yerden, bir nedeni varsa, ben henüz bilmiyorum...
" Sana dokunmak, tüm insanları affetmek gibi..." dedi...
Affetmek... diyebildim yalnız.

Metin'in duvarına yaslanmış bir afiş... Bright Star... Yüreğimde benim bile bilmediğim yerlere dokunmayı başarmış o film; John Keats'in hayatının bir parçası... Anlatıyordu aslında tüm olanı biteni...
" dokunmak " diyordu, John Keats ' i canlandıran karakter, hatırlamak için yeterli olduğunu anlatıyor, aşkı en naif ve bir o kadar tutkulu haliyle tarif ediyordu...
"Ölümden bahsetmiyorum ki ben, ölümsüzlükten bahsediyorum..." derken bunu anlatıyordu Duygu...
" Sana dokunmak bütün kelimeleri yakmak gibi..."
"Birine gerçekten dokunmak..." dedim o an... Mümkün mü? Herkes, ben dahil, kalın duvarlar ardına gizlenmişken... Var mı böyle bir dünya... Ya da bu, öyle bir dünya mı?
Saklandığım yere elini uzatıp çıkarır mı beni de biri; saklanmak için yer ararken, tesadüfen...
Bulunmalı mıyım?...
Duygu, anlatırken derdimi, söylemek istediklerimi...
Ben sustum.
" Asıl ucuz olan ne biliyor musun? Beş kuruş vermeden savurduğunuz yargılarınız! "
Camda bir su damlası olmak... Ben Buğu...
Hatırlamak... Artık kimse kimseye dokunmadığından; uzak...
Ve burada bahsettiğim "dokunmak" kelimelerle tanımlayabileceğim bir şey değil...
Bir ağaç kavuğuna elinizi yaslayıp yıllardır gördüğü ne varsa görebilmek gibi...
Derin... Sonsuz... Özel... Önemli...
Artık olmayan her şey gibi...











