Fotoğrafım
Çelişkisiyle güzel hatun! Akıllıca davranıp kalbini dinler. Bazen de dinlemez...

10/31/2011

** "OL" DEDİK, OLDU! ""





Canımız sıkkın... Hem de nasıl... 
Gidenimiz usulünce gitmediğinden, beklediğimiz hiç gelmediğinden...  
Keyfimiz yok.


Ben üzerinde durmuyorum hala, hala sıradan. Olur diyorum, her şey olur. Herkes gider. 
Yolunda gidiyorsa her şey, kıllananlardanım ben, 'vardır birşey altında nasılsa'cılardanım. 
Alışkanlık...
"Evren" ile karmakarışık ilişkiler içindeyim.

***

Üzerine tek satır yazacak bile bir şey hissetmediğim "hoşçakal"lar geçti günlerim...
 Ayrı mı yazılmış, birleşik mi, bakmadım bile. 
Öyle uzun zamandır bekliyor ve defalarca söyleyip anlatamadığımdan kendi anlasın da bari sonra elimden geleni yaptım diye huzurla devam etsin yoluna diye sabırla, ama gerçek bir sabırla, bekledim durdum... 
O üzerine alınsa da, hayatımı yaşıyor olmam bu sürede, o kadar da fedakar olmadığımdan... 
Şükürler olsun... 
Sonunda duyduk jeton sesini.
Huzurluyuz! 
Fazla iyi biriyim bazen. Bu çok kötü!

Hafifledim... Rahatladım... 
Belki de böyle hissetmemeliyim. 
Ama hissettirmemeliydi. 
"It's not me, it's you!"

***

Benimse aklımsa başka şeyler...
Aitlik eklerini sevmem hiç adımın önündeki sıfatlarda.
Hiç sevmem.
Gel gör ki... 
Ah! 
"Güzelim" diyor... 
İçimde bir ergen, "ben güzel miyiiiiiiiiiiiiim, ay! cidden mi..." diye eriyor... 
Umarım erir biter gider ve ondan kurtuluruz! 
Bu haller, bu bünyeye zararlı! 
Aptal bir gülümseme suratımda... 
Aslı yok, biliyorum.
Bilgi ceza, bilgi suç, taşımak ağır aga! 
Bu böyle yani.
Pozitif düşünsem, sonunda yine "evren" ile samimi olacağım...
Kafa göz ona dalacağım...
Olmayacak.
Neyse! 

***

Velev ki...
Canımız sıkkındı işte...
Çıkıp bağırasımız vardı bir yerlerden yukarıya...
Sesimizi duysun istedik.
Ve daha önce hiç gitmemiştik...


Ben kendimden hiç vazgeçmem ya, canım topuklu ayakkabı giymek istedi. 
Giydim.
Paris'te yürüyüşe çıkar gibi çıktım Ankara Kalesi'ne! 
Mutluyum! 
Çok eğlendik...
Yol boyu birbirimizle dalga geçerken...
Ben arnavut kaldırımlarında topuk seslerimle... Düşmemenin haklı gururunu yaşarken... 
Sürekli oradan buradan saçmalarken...
Kitabımız için heyecanlanırken...
Kapak tasarımını tartışıp, sonra hangi programa katılsak acaba diye Okan'ı, Kürşat Başar'ı yarıştırırken...
Hayallerimizle mutluyduk, tam olarak "şimdi"de!
Öncesi sonrası, olur geçer.
"Gerçek olan tek an"da rahatlamış ve mutluyduk...
30 Ekim bir kırılma günüydü... 
Kaleye hayallerimizi kurtarmaya çıktık biz...
Zindanlara hapsedilip kırılıp incitilen.
Gittik, aldık, geldik!

Yolda yüzümü Mona Lisa'ya benzetti bir fotoğrafçı!
Mona Lisa el öpmeye gelsin! Demedim. :P

Hayır hayır, çok eğlendim... 
National Geographic fotoğrafçısı, beni fotoğrafladı! 
Sohbet ettik... Hiç ukalalık yapmadım eğlenmek için. 
Çok usluydum. 
Kendim gibi...
Siyah ve kırmızının uyumuna bayılmış! 
İmzamı sevmiş yani...
İçten içe sevindim. 
Onaylanmak güzel şey, benim için bile!

***

Keyifli bir dün! 
En güzellerinden...
Anılar biriktirdik kendimize... Sermayemiz...
Anlatacak öyküleri olan insanlarız... Biz yaşamayalım da kim yaşasın.
Can'ımız da yanacak, kalbimiz de kırılacak...
Hayallerimiz incinecek bazen...
Ama...
Tek bir kelime, ama, yalanlayacak ardını hemen, önümüze baktıracak...
Ama keyifli günlerimiz, kahramanlarımız, var!




İçimizdeki ergene selam olsun! 



***

Ankara ile vedalaşma günü olur dedim ben ama...
Daha var.
  

Acele etmeyeceğim...


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder