Fotoğrafım
Çelişkisiyle güzel hatun! Akıllıca davranıp kalbini dinler. Bazen de dinlemez...

10/21/2011

ARDA KAL/AN

Daima nasılsa öyle aslında... Farkına varabilirsen ne ala... 
Ama ya varamazsan... Uçup giderse zaman... 
Kaybedersen hep... 
Bir tek an, yeter mi sana?!

Bir filmde diyordu ki esas oğlan; “ ve bildiğim, alıştığım hayat değişti, bundan sonra hiçbir şey eskisi gibi olmayacak... “ Daha ideal bir ilan-ı aşk düşleyemiyorum.

Hayallerimin cümlelerini duyduğum filmleri seviyorum. Hayallerime ait cümleleri sevdiğim filmlerde duymayı da...

Cümleler, güçlüdür... Duygular kadar!

Bir Gün'e de, mutlaka bir neden lazımsa, bu yüzden... O cümlelerden... Aşık oldum.

Dexter babasına sorduğunda; “ On yıldır onsuz nasıl yaşıyorsun?” diye... ve babası “o hep varmış gibi...” şeklinde yanıtlarken onu... Burada anlatılanı bir türlü anlayamayan bir adamın hayat yolculuğunu izliyor ve daha 20lerinde bir genç kadının farkındalığı ile ağlıyorduk, tüm salon...




“ Bir gün, elimizde olan... Bunu yaşadık, bir günümüz var artık, yeter, bu da yeter...”


Her yıl 15 Temmuz ile kesişen yolların bir türlü kavuşamıyor oluşuna sinirlenirken, sevginin aslına, derinine dair uzun uzun düşündürdü film. Öyle kuvvetli bir metindi ki karşıdaki, bir yönetmen filmi değildi izlediğimiz. Her saniyede anlayabiliyorsunuz bunu... Bir Gün, doğal olarak, ‘bir David Nicholl filmi' olmuş...


Karakterler, fiziksel ve ruhsal olarak sürekli değişiyor, sürekli gelişiyor, Anne Hathaway ve Jim Sturgess ise rollerinin hakkını fazla fazla veriyorlar. Yalnız onları izlemek bile bu filme gitmek için şahane bir mazeret!

Her şeyi bir hızla tüketmeye programlandığımız bu yüzyılda, sevgiyi bu derece derin işlemiş bir filmle cennette gibi geçiriyorsunuz akan süreyi... Hayatın alışılmış dramaları ile sınanarak büyüyen bu iki karakter 20 yıl boyunca bir zaman tünelindeymişçesine dolaşıyorlar... Kimi an birbirlerine, kimi an yolda rastgele karşılarına çıkan kimselere... Karışıyorlar... Onların yolu her ayrıldığında, kalbiniz bir kez daha sızlıyor... Öldürücü darbe henüz vurmasa da...



Bana kalırsa, City of Angels ardından zaten yasaklanmalıydı bu ani bisiklet kazaları...

Yine de ışık gibi; bu savunmasız, güvensiz dünya düzenine, “her an her şey olur”lara... Uyanma çağrısı gibi adeta... Sahip çık diyor, hani o “abi seviyorsan, git konuş bence!” gibi... Tut işte, bırakma diyor... Oyalanma, tüketme zamanını... Bir romantik dram için muhteşem bir zamanlamayla geliyor üstelik... Hevesi kursağınızda kalmıyor hiçbir aksak hikayenin...

Finalde, ıslak gözlerinizle, anlamaktan yorgun otururken öyle, muhteşem bir sahne karşılıyor sizi... Hani afişteki! Bir tek öpücük ve işte orada, ölüm korkusunun, endişenin, gerçeğinin ardında... Açılıyor kapılar; başka birine ait olmaya... Bir bütün olmaya... Bir tek an ile... Yetiyor da!

Sonuçta... Bir gün, kalan yalnızca elde avuçta... Bir gün, dünden yarına... Bir tek gün... Uyanmak bir başka kalp atışıyla daha önce hiç bilmediğin bir dünyaya...


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder