Fotoğrafım
Çelişkisiyle güzel hatun! Akıllıca davranıp kalbini dinler. Bazen de dinlemez...

10/01/2011

** EKİM! **

Eylül, bitti. 
Üşür gibiyim şimdi balkonda. Bitki çayıyla ısıtıyorum kendimi. Ellerim titriyor. Ama bu, bana vücudumun, "kahveyi bırak!" çığlığı, havayla ilgisi yok.
Dün gece ölüyorum sandım. Yeni hayatına alışmaya çalışan ve bu sırada çok fena sınanan kalbime üç sade kahve ile eşlik etmemeliydim... Bunu, bu sabah anlamış olmak yine de önemli. Büyük kararlar hep ertesi sabah alınır zaten.
Dün sabah, hava aydınlanmıştı şehre girerken. Kulağımda sevdiğim bir tango... Uyandım. Gözlerimi açtığım an otobüsün camına vurmaya başladı yağmur damlaları. Şiddetini izledim. Bir çok şeyi hatırlatıyordu... Eylül, bitiyordu! 
Her yer buğulandı sonra... Bu şehir, beni çok  yoracak ama çok sevecek, dedim. Sevginin yormayanına rastlamak zaten zor!
Bu eylül, diğer tüm eylülleri temize çekti ömrümde. Teşekkür ederim, binlerce kere. Bu eylül, diğer hiçbir eylül büyüyemediğim kadar büyümüşüm. Çok fazla şey olmuş bu eylül... Çok fazla şey öğrenmişim. Aynı kalmış bazen de hep, inatla!
Yine çok sevmiş, sevilmemiş, seçilmemişim... 
Yine çok sevilmiş, sevmemiş, seçmemişim.
Arafmış her şey, yine bazen...
Hayatmış!
Olurmuş...
Olsunmuş!
Kendimden nefret edecek kadar cesurmuşum. Umrumda değilmiş hiç, daima bildiğimi okurmuşum.
Damarıma basıldı bu eylül! En çok dün. 
Ayaklanmışım. 


***


Dedim ki kendime, düzenini kuruyorsun, kur. Kararlar veriyorsun, ver. Planlar yapıyor ve bunu çok seviyorsun. Bu senin güvenli bölgen, peki tamam. Ama bir telefon çalıp her şeyi değiştirebilir. Sakin ol, önemli değil. Zaten hiçbir planına uymuyorsun adamakıllı... Ajandan üzeri çizilmiş ertelemelerle dolu ve bak, Halil Sezai şehrine geliyor ve sen gidip bilet almıyorsun dedim. Sen de biliyorsun, o telefon çalacak. Sakin ol...
Çaldı.


Şimdi bir başka şehirde güneş doğuyor... Artık eylül değil. Hiçbir eylül, büyük harfle başlamıyor... Geriye bakmadan yürümeyi öğreniyorum. Ekimi de eylül kadar sevebileceğimi farkediyorum. Takvim yapraklarına sarmamalıyım kalbimi, sıkışıyor.
Eylül, büyülüdür, ayrı... Ama büyücü olduğunu öğrendiğinde, eylüle gerek kalmıyor. Gelmeyecek olanı çağırıp durmanın faydasızlığı, büyüsü eylülün. 
Eylülün gidişini ve içinde geçen her şeyi mutlulukla uğurluyorum şimdi. Ardımda hepsi, geçti!
Ekimi çok seveceğim bu sabah. Mucizeler olacak yine. O stüdyonun koridorlarında emeklemeden koşmaya başlayacağım, hep nasıl yaptımsa, yine! Çok yorulacağım. Aklım hep diğerinde takılacak bir zaman... İnsan kusuru. Oralı olmayacağım. 
Sonra gelecek, bunca zaman beklediğim her şey nasıl gelmekteyse bir bir o da gelecek. Her şeye rağmen beklediğim ve azıyla hiç yetinmediğim... ( Alkollü iddialarım sayılmaz, o zamanlarda 9. birayı da içebilirim diyorum ama 8. ye bile gelemem. Gelmem. )
Beni bulduğunda, hiç yormadan "nerede kaldın"larla "bak nelerle uğraşıyorum, çok sıkıldım"larla... Sarılıp sıkı sıkı, "hoş geldin" diyecek, ıslık çalamadığım kadar çok sevebildiğimi göstereceğim. 
En son dramayı eylüle gömüp, bu cümlenin kırıp dökeceği çok fazla vazo* olsa da "sikerler!" kafasına ulaşmış bulunuyorum. 
"Çok fazla karar aldım" sabahına uyanmadım ben bugün, uyandığım an ikinci bir defa düşünmeden harekete geçtim. Karar alma çabalarıyla yoramam bir de kendimi, ne olursa olsun yaparım olması gerekeni. Her şey, geçer. Anne, boynuz kulağı geçiyor mu dersin...
Dün fazla karışıktı her şey, fazla yeni, fazla üst üste... Ben afallamış, şaşkın, ne yapsa bilemez çocuk... "İyi akşamlar", "Hoşçakalın"lara karıştı... Eylül işte! Bitti, gitti... Ben de "-dan sonra"lı cümlelerimi öldürdüm. Eyleme geçmeliydi. 
Tüm karmaşaları eylülde bıraktım şimdi. "Bir sabah pişmanlığı hikayesi" düzenine son veriyorum. Midemdeki son yumruk bu. 
Teoman'ın "Yağmur"unu söyleyip duruyorum içimden. Nakaratın ilk cümlesi, "hiç değişmeyeceksin Buğu!" diye bağırıyor içimde ben gülümserken... Uğrayıp şöyle bir, içinde hiç kimsenin geçmediği şarkılara yürüyorum. 
An itibariyle tüm ilan-ı aşklarından arınmış, savruk ve "ya tutarsa" ile temellenen eylemler sahibi ruhumu sarstım ve "yürü lan!" dedim ona. Hatun, candır! Kendimi özlemişim. 
Ve can, çok sevdiğim bir yalandır.
Öperim!

3 yorum:

  1. Öylesine hissederek okuyorum ki yazdıklarını ve öyle de yazılması gerekenleri yazıyorsun ki; bir şey yazamıyorum altına, ama iz bırakmadan da geçemiyorum galiba hatun :-*

    YanıtlaSil
  2. Ben bunları yazarken, o kadar çok istedim ki senin de aynı şehirde olmanı...

    YanıtlaSil
  3. Bu sensin... Kendin... Benden, ama kendin olduğunu haykırabilecek kadar da ayrık. Bu yüzden seviyorum seni, kızım olduğun için değil...

    YanıtlaSil