3 yıl... 3 günlük... Tarih bana, ben ona, izler bırakmışız...
Dokunmuş, hissetmiş, sayfalara dökülmüşüz...
Merak ettim, açtım bir bir defterleri...
Paylaşmaya değer cümlelerdi;
***
"Her şeye söyleyecek bir şeyim, verecek bir cevabım varken kendi sorularıma neden bir yanıt bulamıyorum..."
02.04.09
"Şu anda tek bildiğim, içimde kırılan her ne idiyse düzelmeden o haliyle kaynadı yeniden ve eksik kaldı, boşluk kaldı öylece. Bundan sızlıyor böyle. Yeniden kırıp oturtmadan da geçmeyecek. Biliyorum."
05.04.09
"Terminalleri seven birini tanırdım... Ben de seviyorum, uzay boşluğu gibi burası... Zamanı durduran yerler...'An' sanki bir tek burada değerli..."
11.04.09
"Zayıf hafızamın karşısında dirençli bir anı kazımış baş harflerini kuytulara... Unutmamışım, her ayrıntı aklımda! 1 Mayıs 2006... Yalnız bir tebessüm bıraktı geriye... ve atmosfere savrulmuş küller... İlk mektubuydu... Bir hayaletin hikayesini izlemiştik birlikte; kalbi kırılmış, yalnızdı. Geçen yıllar kalbimizi kırdı, yalnızlaştırdı..."
01.05.09
"Duygusal biri olabilirim ama bu duygusal hassaslığı korumakta iyi değilim. Mantık daima öne çıkıyor. Fark ediyorum ki bu da beni fazla 'anlayabilir' kılıyor. Hak vermiyorum belki çoğu zaman ama anlıyorum insanları..."
15.06.09
"Radyoda tesadüfen karşılaştığım İlhan İrem bile sakinleştirmiyor içimdeki fırtınayı... 'O'nu bulup, karşılıklı olarak buna hazır olmadığını bilmekten daha kötü bir şey var mı?! Aylardır kimseye anlatmadım, kendime bile, büyümesin, büyütmeyeyim diye... Öyle biri ki, onunla tamamen kendim gibiyim, en ince ayrıntıma kadar benim... Eğlenceli, sevimli... Ama öyle yanlış ki! Güvenemem... Yiğitliği bırakıp, diğer her şey ile üstelik, ona 'seni seviyorum' diyemem. Bunu anlar mı, buna hazır mı bilemem. Kalbimi eline veremem kıracağını bile bile! Yine de muhteşem bi' akşamdı... Can!"
18.06.09
"Aşk'a dair yazdığım her satır, saçmalama. Baktım da geriye doğru şöyle sayfalara... Öyle kuvvetli bir istikrarla saçmalıyorum ki! Kendime şaşırıyorum. Aşk, hayatımda olmayan tek, net şey..."
15.07.09
"Bulsam bir yerde, kendime damardan Ankara vereceğim."
27.07.09 (Sapanca'da geçen bir yazdan...)
"Oturdum Nedjima'ya, elimde buz gibi bira... Kapattım gözlerimi, hafif bir rüzgar esti, Ankara kokan buram buram... Öylece kaldım, dinledim bir zaman. Ve bir gün öleceksem, bu şehirde ölmeyi diledim."
02.08.09
"Tesadüflere inanıyorum hala ve inanıyorum bir gün bir yerde karşılaşacağımıza... Henüz tanışmamış olmamız, bir şey ifade etmez!"
26.08.09
"Sorular olmadan anlamsız, daha doğrusu amaçsız olurdu hayat... Çocuktum, yine de çok severek izlerdim her sabah Metin Uca'nın haber programını. Daima aynı cümle ile kapatırdı programı; 'Yüzünüzden gülücükler, aklınızdan soru işaretleri eksik olmasın.' Virgülden sonrasının ne kıymetli bir dilek olduğunu, tam anlamıyla ancak algılamaktayım... Yeni günü, yeni soruları olmadan karşılamamalı insan!"
25.01.10
"İncelikler kazandıkça ne çok inciniyor insan..."
25.02.10
"Güzel bir gün geçirdim sanırım... En azından güzel cümleler duydum; ' Hala çok yaralısın, o yüzden şimdi değil... İyileştiğinde gel demiyorum, iyileşmeye hazır olduğunda gel. Çünkü gidişine bir daha dayanmak istemiyorum. Bu çok zor... Ben istiyorum ki, buruş buruş olduğun zaman da yanımda ol... Eğer bir şansımız kaldıysa ve bunu şimdi kullanırsam kaybederim. Yine terk edersin. O yüzden şimdi değil, hazır olduğunda... ' dedi Onur. Bazı şeylere hazır olunur mu bilmiyorum. Aniden olmalı sanki... Ne olduğunu anlamamalısın. Anlamamalısın ki kansın yüreğin, akıl çelmeden fikrini..."
17.03.10
( 23 yıl yaşadım. Çok değil. Ama hayatım boyunca dilediğim cümleleri bana, ben hiç istemeden, beklemeden söyleyen tek adamın değerini hiç bilmedim. En yakın arkadaşımı böyle kaybettim. Haklıydı yine terk ettim.)
"Tercih edilmiş yalnızlık, güzeldir."
26.03.10
"Hızla ölüyor içimdeki her masal... İnanmak zor mucizelere! Aşk oysa, ne büyük mucize... Ama nasıl da uzak bu dik başlı gönlüme!... Yağmur yağdı yine şehrime... Soğuk, iliklerime kadar... Ben sırça köşkümde, yerle bir oldum, damlalar durmadı, yağmurdan korktum. Cama yaklaştım, bir şarkı mırıldandım, nefesim sıcak, cama vurdu. Gördüm... Anladım... Daima neden belli belirsiz dünya. Bir tek nefes, vurduğunda soğuk gönlüme, bozuluyor netliğim, etrafım can kırıkları... Buğu... Yok oluyor, canı parçalandımı..."
6 Nisan 2010...
"Doktorlar her zaman çare olmuyor dertlere..."
24.04.10
"Aynı şeyi defalarca tekrarlamak onu gerçek yapmıyor, sinir bozucu yapıyor. Fark ettim."
12.05.10
"Serin bir bahar sabahı, uyanmak tek başına... 'Bahar' aşkı çağrıştırırken ve 'serin' nitelenirken sabah, bu bile böylece buruk ve kederliyken bir de 'tek başına'... Klasik anlatılarda üzücü... Değil oysa. Hayatımın en huzurlu ve en keyifli sabahı!"
20.05.10
"Ankara... Yağmur... Hüzün... Her nasılsa huzur! Çünkü; 'her şey olur, her şey büyür, her şey geçer, hayat kalır...' "
10.06.10
"Eğer ölseydim bugün... Otopsi raporumda 'sıkıntıdan öldü!' yazacaktı..."
21.07.10
"Eylül geliyor... Yılın en keyifli zamanı; özlediğin her şey döner ya, yeniden başlar ya hani... Yeni defterler gelecek kırtasiyelere, bu bile güzel! Yine bir sürü defter alacağım, evet, evet hastayım biraz bu konuda, kalemler de almalı hatta! Ve zarflar... ve mektuplar... Sonra yağmurlar... Kahve kokusu... Kitaplarım... Eylül, gel!"
29.08.10
"Kahveli, sohbetli, keyifli bir günden başka nedir ki cennet?!"
12.12.10
"Bir tane daha... Yeniden başlamadı hiçbir şey, takvim yaprakları o kadar güçlü değil, baştan başlamadı..."
21.01.11
"Kar yağıyor... Sanki dışarıdaymışım ve kar tanelerinin arasına gizlenmiş bir küçük ayna parçası beni Kai sanmış, gözüme kaçmış... Tatsız geliyor dünya."
26.01.11
"Gün usulca batarken gölgemle yanyana yürüdük sahilde... Yüreğimi döktüm denize... Sızım sızım kağıt kesikleri... Köreldi."
31.01.11
"Niteleme sıfatlarımı nereye kaldırmışsam bulamıyorum. 'Nasılsın?' deseler, donar kalırım... Gün 'nasıl' bilmiyorum... Sessizim... Kaybolan yalnız sıfatlarım değil sanırım."
19.02.11
"Bir şeyler oluyor, bir şeyler değişiyor, ben izliyorum; bir pencere kenarından. İçine karışmak, gelmiyor içimden... 'Neden?' diye sormuyorum bile. Vardır elbet bir bildiğim ya karışmıyorum kendime... Özgür bıraktım düş'üncelerimi... Dönerlerse, benimdir!"
10.03.11
"Güneş yine acı çekerek doğdu bu sabah. Sanki o da bahar sarhoşu, hiç çıkmak istemiyor yatağından. Hiç gelmeyen bahar, sersem gibi yapıyor her bünyeyi..."
01.04.11
"Ne güzeldi... Dolunay... İstiklal... Boğaz..."
13.07.11
"Tepeden tırnağa yaz her yer. Sonbahar gelmeli acilen! Belki de kutuplara daha yakın bir yerlere göç etmeliyim... İrlanda gibi."
28.07.11
"Güzel oldu ama tadı damağımda!"
16.08.11
"İyi akşamlar!"
11.09.11
"Eylül, güzeldir!"
29.09.11
"Ortaçgil'i canlı dinledim!"
13.10.11
"Pencereden duvara vuran ışık,ağacın yaprakları, rüzgarla dans eden gölgesi... Yağmur damlaları cama vurmayı kesti."
18.10.11
"Hayatım şu sıra bir bekleme odası dağınıklığında... Özensiz, tozlu... Temiz ve toplu görünüyor olsa da."
05.11.11
"Irish Pub ve Guinness!"
26.11.11
"Zincirler çözüldü, oynadı taşlar yerinden. Aldığım kararlarım var. Farkında olmasam dahi, doğal bir süreçmiş gibi... Bir değişim arifesi gibi...
...
'Ben' tamam sayılır, 'biz' olmak vakti şimdi... Mutlu yıllar dünya!"
31.12.11
***
Zaman garip bir icat... Hep söylediğim gibi...
- İRONİK HATUN
- Çelişkisiyle güzel hatun! Akıllıca davranıp kalbini dinler. Bazen de dinlemez...
1/04/2012
1/02/2012
** Melankolik Diyorlar Bana, Desinler Değişemem! **
Öz Hakiki Hangover İftiharla Sunar!
Saat 9...
1 Ocak 2012...
Uyandım...
(Ayıldım!)
Yatıyorum, yumuşacık yastığım, yorganım... Gözlerim pencerede, kar yağıyor! Yılbaşı sabahı bembeyaz Ankara!
Ama bir şeyler garip... O koltuğa nasıl yattığıma dair hiçbir şey hatırlamıyorum. Çantam yanımda, açık. Carmen içinde. Fotoğraflara bakayım diyorum, hafıza kartı yok! Telefonumu arıyorum. O da yok. Ama televizyonun kumandası bende!
Onunla mesaj atmaya kalkmamış olmayı umarak doğruluyorum. Midem felaket, başım dönüyor ama nasıl keyifliyim...
Yanıma bakıyorum.
Sevgilim de yok!
Sonra sakinleşiyorum, çünkü zaten bir sevgilim yok...
Odada bir de kaplan olsa... Tamam, Hangover'ın devam filmindeyim diyeceğim...
Evde herkes uyuyor ama Özüm ve Ebru yok.
Yok oğlu yok yani...
Sonra telefonumun başucumda olduğunu görüyorum. İki de mesajımla beni bekliyor...
Kimden olduğunu söylemem.
Seval'i arıyorum, yan odada, o da uyumuyor. Gelip beni kurtarıyor. Hafıza kartım çantamda, Özüm ve Elif diğer arkadaşlarda, Öz'ün alerjisi tutunca geçmişler oraya, ben o sırada çoktan uykunun sıcak kollarında...
Dokunmamışlar bana... Kıyamam!
Akşamı hatırlayıp hatırlayıp gülüyoruz!
Hafızam kare kare yerine geliyor, oturuyor taşlar...
Ne eğlendik!
Kahkahalarla girdik yeni yıla!
Geçen seneden eser yok şimdi ruhumda...
Drama Queen'lik kariyerime ara vermeye karar verdim. İçim karardı.
Depresyonum da sıkıldı zaten. Uğramıyor nicedir. Yani işte 3 gündür falan...
Uzun bir süre...
Demem o ki; iyi yıllar herkese!
İlk iş günümün son saatlerinden selam ederim. Hava karardı. Güzel, soğuk bir kış akşamı şimdi Ankara...
Çıkıp en sevdiğim caddelerden birine doğru yürüyeceğim, buzlanmış yollarda kayıp düşmemeyi umarak. Canımın içiyle buluşacağım sonra, işe başlamışken ıslatmalı.
Hayır, yalnızca kahve içeceğim. Valla!
Saat 9...
1 Ocak 2012...
Uyandım...
(Ayıldım!)
Yatıyorum, yumuşacık yastığım, yorganım... Gözlerim pencerede, kar yağıyor! Yılbaşı sabahı bembeyaz Ankara!
Ama bir şeyler garip... O koltuğa nasıl yattığıma dair hiçbir şey hatırlamıyorum. Çantam yanımda, açık. Carmen içinde. Fotoğraflara bakayım diyorum, hafıza kartı yok! Telefonumu arıyorum. O da yok. Ama televizyonun kumandası bende!
Onunla mesaj atmaya kalkmamış olmayı umarak doğruluyorum. Midem felaket, başım dönüyor ama nasıl keyifliyim...
Yanıma bakıyorum.
Sevgilim de yok!
Sonra sakinleşiyorum, çünkü zaten bir sevgilim yok...
Odada bir de kaplan olsa... Tamam, Hangover'ın devam filmindeyim diyeceğim...
Evde herkes uyuyor ama Özüm ve Ebru yok.
Yok oğlu yok yani...
Sonra telefonumun başucumda olduğunu görüyorum. İki de mesajımla beni bekliyor...
Kimden olduğunu söylemem.
Seval'i arıyorum, yan odada, o da uyumuyor. Gelip beni kurtarıyor. Hafıza kartım çantamda, Özüm ve Elif diğer arkadaşlarda, Öz'ün alerjisi tutunca geçmişler oraya, ben o sırada çoktan uykunun sıcak kollarında...
Dokunmamışlar bana... Kıyamam!
Akşamı hatırlayıp hatırlayıp gülüyoruz!
Hafızam kare kare yerine geliyor, oturuyor taşlar...
Ne eğlendik!
Kahkahalarla girdik yeni yıla!
Geçen seneden eser yok şimdi ruhumda...
Drama Queen'lik kariyerime ara vermeye karar verdim. İçim karardı.
Depresyonum da sıkıldı zaten. Uğramıyor nicedir. Yani işte 3 gündür falan...
Uzun bir süre...
Demem o ki; iyi yıllar herkese!
İlk iş günümün son saatlerinden selam ederim. Hava karardı. Güzel, soğuk bir kış akşamı şimdi Ankara...
Çıkıp en sevdiğim caddelerden birine doğru yürüyeceğim, buzlanmış yollarda kayıp düşmemeyi umarak. Canımın içiyle buluşacağım sonra, işe başlamışken ıslatmalı.
Hayır, yalnızca kahve içeceğim. Valla!
12/14/2011
Rüzgara kapılmış gibi...
***
Saçlarım sonunda duştan sonra tam da dilediğim gibi buluyorlar kendi şekillerini...
Örnek almalıyım onları.
Oysa ben de yüreğim de...
Rüzgara kapılmış gibi...
***
Gün doğmamıştı henüz.
Şehrin ışıkları ve boğaz ve gökyüzü ve insanlar...
İnsanlar dolusu yalnızlıklar...
Görkemli.
Aydınlanırken gün, bir binanın yüksek bir katından, en sevdiğim gibi, hep sevdiğim gibi, izliyorum 7 tepeli bir şehri...
Öz şehrim...
Uzağım...
Ne güzelsin!
Eşyalarım darmadağın...
Çıkıp yürümeli...
"Eteklerimde bir yığın yaprak..."
Çıkıp yürümeli...
"Bakıp semaya, ağlayarak..."
Yürümeli, yalnız.
***
Müzik karışıyor kalabalığa...
Ben yarın gece eve dönüyor olmanın huzurundayım...
Bu şehri, dokunmadan seviyorum.
En sevdiğim filmler gibi...
John Keats'ın şiirleri gibi...
Bir yıldız kayıyor... Parlak.
Oturuyorum baharlar içinde. En kara kış mevsimde.
Verilmiş kararlarım, yüzümde tebessüm... Annemi hatırlarım... Yılbaşlarını... Her yıl kendiyle nasıl da barışırdı...
Yeni kararları... Annemin kızıyım...
Boynuz kulağı geçse bari...
Yeni yıl dileklerimi hazırlıyorum yine, huylu geçmiyor bir türlü huyundan.
Mumlarım içinde dilek biriktiriyorum...
Koşmaktan, terlemekten, fark etmemişim.
Yıl bitiyor...
Hem de nasıl!
İyiyim.
***
Saçlarım sonunda duştan sonra tam da dilediğim gibi buluyorlar kendi şekillerini...
Örnek almalıyım onları.
Oysa ben de yüreğim de...
Rüzgara kapılmış gibi...
***
Gün doğmamıştı henüz.
Şehrin ışıkları ve boğaz ve gökyüzü ve insanlar...
İnsanlar dolusu yalnızlıklar...
Görkemli.
Aydınlanırken gün, bir binanın yüksek bir katından, en sevdiğim gibi, hep sevdiğim gibi, izliyorum 7 tepeli bir şehri...
Öz şehrim...
Uzağım...
Ne güzelsin!
Eşyalarım darmadağın...
Çıkıp yürümeli...
"Eteklerimde bir yığın yaprak..."
Çıkıp yürümeli...
"Bakıp semaya, ağlayarak..."
Yürümeli, yalnız.
***
Müzik karışıyor kalabalığa...
Ben yarın gece eve dönüyor olmanın huzurundayım...
Bu şehri, dokunmadan seviyorum.
En sevdiğim filmler gibi...
John Keats'ın şiirleri gibi...
Bir yıldız kayıyor... Parlak.
Oturuyorum baharlar içinde. En kara kış mevsimde.
Verilmiş kararlarım, yüzümde tebessüm... Annemi hatırlarım... Yılbaşlarını... Her yıl kendiyle nasıl da barışırdı...
Yeni kararları... Annemin kızıyım...
Boynuz kulağı geçse bari...
Yeni yıl dileklerimi hazırlıyorum yine, huylu geçmiyor bir türlü huyundan.
Mumlarım içinde dilek biriktiriyorum...
Koşmaktan, terlemekten, fark etmemişim.
Yıl bitiyor...
Hem de nasıl!
İyiyim.
12/13/2011
Dışarıyı izlediğimi sanıyorsun sen... Ya da yalnızca pencereyi... Buğusunu...
Yanılırkenki sana bakıyorum uzaklardan...
"Seni böyle uzak...
Seni dumanlı, eğri bir aynadan seyreder gibi...
Kafamın içinde duymak..."
Kelimeler cümlelere karışıyor, dans ediyorlar beynimde...
Gözlerini kapatıyorsun, uykuya yakışıyorsun...
Gölgeler oynuyorlar bizimle...
Biz... Olmayan bir şey... Hiç gibi...
"Şansımız dönmüş..."demiştim...
O anki sessizliğin, nasıl da gürültülüydü....
Geçmiş zamana dair en güzel tanımlar geliyor aklıma...
Hiçbirini seçesim de yok, tüm bunlar için içlenesim de...
Oturuyorum her şeyden uzak bir hayal şehirde...
Herkesinhayalişehri'nde...
Kahve kokuyor her yer, kış şarkıları çalıyor...
Pencereden güneşli gün sokağa, oynamaya çağırıyor...
Güneşi sevmiyorum.
Sonra gündem değişiyor...
Yanılırkenki sana bakıyorum uzaklardan...
"Seni böyle uzak...
Seni dumanlı, eğri bir aynadan seyreder gibi...
Kafamın içinde duymak..."
Kelimeler cümlelere karışıyor, dans ediyorlar beynimde...
Gözlerini kapatıyorsun, uykuya yakışıyorsun...
Gölgeler oynuyorlar bizimle...
Biz... Olmayan bir şey... Hiç gibi...
"Şansımız dönmüş..."demiştim...
O anki sessizliğin, nasıl da gürültülüydü....
Geçmiş zamana dair en güzel tanımlar geliyor aklıma...
Hiçbirini seçesim de yok, tüm bunlar için içlenesim de...
Oturuyorum her şeyden uzak bir hayal şehirde...
Herkesinhayalişehri'nde...
Kahve kokuyor her yer, kış şarkıları çalıyor...
Pencereden güneşli gün sokağa, oynamaya çağırıyor...
Güneşi sevmiyorum.
Sonra gündem değişiyor...
12/08/2011
Dönüm...
Bazen ben fark etmeden de akıyor zaman...
Anlamıyorum bile...
Aynada sanki aniden belirmiş gibi gözaltı halkalarım...
Yorgunluktan diyorum.
Sonra kenarlardaki ince hatlar çekiyor dikkatimi... Daha az gülmeliyim diye düşünüyorum.
Zaman cidden fark ettirmeden geçiyor bazen.
Her sabah evden çıkıyorum, her yere koşarak yetişiyorum.
Sevdiğim ama vakit ayıramadığım insanlarla karşılaşıyor, acele selamlaşmalarla hasret gideriyorum.
Sohbetini özlediğim arkadaşlarımı oyalıyorum merdiven boşluklarında, bir kelime, bir kelime daha!
Otobüste uyuklayarak dönüyorum eve.
Aklımda binlerce şey, yarına dair ve öbür güne ve diğerine...
Unuttuğum doğum günlerini artık saymıyorum.
Gerçi bunun nedeni bir protesto... Geçen seneki doğum günüm ardından bu konuda lanetli olduğuma karar verdim, artık kutlamıyorum. Bu kara büyü bozulana kadar da kutlamayı düşünmüyorum.
Sosyal paylaşım ağlarının hatırlattığı doğum günlerini de kutlamaya üşeniyorum.
Yaş aldıkça, insanlar doğmaktan çok ölüyorlar... Ölüm yıl dönümlerinde ise hiç iyi değilim...
Bu akşam eve geldim...
Yine koşuşturmalardan fiziksel acı hissederek...
Bir kaç kısa anın hatırlattığı eski anılardan hafif bir kalp ağrısıyla...
Klasik bir gün sonu işte...
Kapıdan girdim, mutfağa geçtim, kahve yapmak için...
Bir baktım börekler, çörekler...
Seslendim teyzeme, hayırdır keyif yapmışız sanki toplanıp, nasıldı günün diye...
Bugün anneannenin ölüm yıldönümü ya, dua okuduk onun için dediği an...
Durdum. O an her şey durdu. Bardağa koyduğum sıcak su bile akmayı bıraktı bir an.
Rutinin içinde kayboluyorum dedim kendime!
Sonra...
Sonra her şey yine sıradan...
Öyle cidden ya dedim, bi' an gözleri geldi aklıma...
Beni nasıl da severdi... Sevilmekten bunca kaçıyorsam biraz da o nedeni... Boğulurdum sanki...
Çocukluktan kalma işte hep yaralarım...
Ama özledim sesini...
Gözlerim doldu sonra, ses etmedim...
Alıp kahvemi odama çıktım.
Maillerimi kontrol ettim...
Yapılacak işler, aranacak insanlar, planlanacak bir geleceğim var.
İçinde tamamen yalnız olduğum...
Bir an bütün bunların içinde boğulur gibi oldum.
Sonra bıraktım her şeyi bir kenara ve kendimi dinlemeye koyuldum.
Oturdum yazmaya başladım...
Doldum da döküldüm ya da...
Ne denirse artık...
Anlamsız, alt metni bol, yalnız kendi bildiğim bir dilde cümleler sıraladım.
Anlamıyorum bile...
Aynada sanki aniden belirmiş gibi gözaltı halkalarım...
Yorgunluktan diyorum.
Sonra kenarlardaki ince hatlar çekiyor dikkatimi... Daha az gülmeliyim diye düşünüyorum.
Zaman cidden fark ettirmeden geçiyor bazen.
Her sabah evden çıkıyorum, her yere koşarak yetişiyorum.
Sevdiğim ama vakit ayıramadığım insanlarla karşılaşıyor, acele selamlaşmalarla hasret gideriyorum.
Sohbetini özlediğim arkadaşlarımı oyalıyorum merdiven boşluklarında, bir kelime, bir kelime daha!
Otobüste uyuklayarak dönüyorum eve.
Aklımda binlerce şey, yarına dair ve öbür güne ve diğerine...
Unuttuğum doğum günlerini artık saymıyorum.
Gerçi bunun nedeni bir protesto... Geçen seneki doğum günüm ardından bu konuda lanetli olduğuma karar verdim, artık kutlamıyorum. Bu kara büyü bozulana kadar da kutlamayı düşünmüyorum.
Sosyal paylaşım ağlarının hatırlattığı doğum günlerini de kutlamaya üşeniyorum.
Yaş aldıkça, insanlar doğmaktan çok ölüyorlar... Ölüm yıl dönümlerinde ise hiç iyi değilim...
Bu akşam eve geldim...
Yine koşuşturmalardan fiziksel acı hissederek...
Bir kaç kısa anın hatırlattığı eski anılardan hafif bir kalp ağrısıyla...
Klasik bir gün sonu işte...
Kapıdan girdim, mutfağa geçtim, kahve yapmak için...
Bir baktım börekler, çörekler...
Seslendim teyzeme, hayırdır keyif yapmışız sanki toplanıp, nasıldı günün diye...
Bugün anneannenin ölüm yıldönümü ya, dua okuduk onun için dediği an...
Durdum. O an her şey durdu. Bardağa koyduğum sıcak su bile akmayı bıraktı bir an.
Rutinin içinde kayboluyorum dedim kendime!
Sonra...
Sonra her şey yine sıradan...
Öyle cidden ya dedim, bi' an gözleri geldi aklıma...
Beni nasıl da severdi... Sevilmekten bunca kaçıyorsam biraz da o nedeni... Boğulurdum sanki...
Çocukluktan kalma işte hep yaralarım...
Ama özledim sesini...
Gözlerim doldu sonra, ses etmedim...
Alıp kahvemi odama çıktım.
Maillerimi kontrol ettim...
Yapılacak işler, aranacak insanlar, planlanacak bir geleceğim var.
İçinde tamamen yalnız olduğum...
Bir an bütün bunların içinde boğulur gibi oldum.
Sonra bıraktım her şeyi bir kenara ve kendimi dinlemeye koyuldum.
Oturdum yazmaya başladım...
Doldum da döküldüm ya da...
Ne denirse artık...
Anlamsız, alt metni bol, yalnız kendi bildiğim bir dilde cümleler sıraladım.
12/07/2011
Hiç.
Mevsimler geçiyor...
Mevsimlerden geçiyorum.
Hiçim...
Gözledim dalıyor...
Gözlerim doluyor...
Kalıyorum.
Öylece...
Eski şarkılar, yeni şarkılar... Sadece şarkılar...
Bildiğim şarkıları söylüyor bilmediğim insanlar...
Hala hiç...
Uzaklara gittim.
Sisli bir akşamüzeriydi...
Yalnızdım.
Yapayalnız...
Bir meydanda...
Etrafımda insanlar, bilmediğim dilleri konuşuyorlar...
Hayatımda hiç... ama hiç... o anda olduğu kadar "ev"de hissetmedim!
Ne kahvem vardı, ne rüzgar, ne yağmurum...
Yalnız sis...
Yalnız ben...
Evdeyim.
Evdeydim...
***
Yazmadım.
Yazamadım... Çoktandır.
Ne zaman denedimse alıp elime kalemi, sen geldin aklıma, o geldi sonra ve diğerleri bir hızla...
Kafesinde tutsak olduğum göğüs... Yılların masalı kalp atışları... Bir varmış... Bir de baktım yok...
Binlerce mazeretin ardından, sendin, oydu ve diğer herkes içime akan gözyaşlarının sebebi...
***
Verilmesi gereken kararlar kapımda...
Yüreğim çocuk oysa hala... Korkuyorum.
Şaşırtıyorum herkesi...
Asıl beni gördüklerinden beri.
Evet, beceremediğimde olur her şeyi, bende korkarım...
Ama hallederim de.
Yine de yardım edebilirsiniz, sorun yok.
Direnirim, direnmem demiyorum ama yardım edebilirsiniz...
Sanırım...
Yapabiliyorsanız...
***
Bir yıl daha bitiyor...
İlk haberini vereyim...
Bu blog ömrünü tamamlıyor.
Defterlerim gibi... Her yıl biriken sıra sıra...
Son kayıtları bu alanın da...
Yenisi gelir mi gelmez mi bilmem.
Anlatacak hikayelerim var elbet, becerebilirsem dışıma çıkmayı...
Görebilirsem ne var ne yok...
Bir liman bulup da demirleyebilirsem...
Anlatacak bir hikayem var, sonunu bilmediğim...
Bir süre daha da bilmek istemediğim...
***
Mevsimler geçtim...
Aradım hep...
Şimdi kış...
Mevsimlerden geçiyorum.
Hiçim...
Gözledim dalıyor...
Gözlerim doluyor...
Kalıyorum.
Öylece...
Eski şarkılar, yeni şarkılar... Sadece şarkılar...
Bildiğim şarkıları söylüyor bilmediğim insanlar...
Hala hiç...
Uzaklara gittim.
Sisli bir akşamüzeriydi...
Yalnızdım.
Yapayalnız...
Bir meydanda...
Etrafımda insanlar, bilmediğim dilleri konuşuyorlar...
Hayatımda hiç... ama hiç... o anda olduğu kadar "ev"de hissetmedim!
Ne kahvem vardı, ne rüzgar, ne yağmurum...
Yalnız sis...
Yalnız ben...
Evdeyim.
Evdeydim...
***
Yazmadım.
Yazamadım... Çoktandır.
Ne zaman denedimse alıp elime kalemi, sen geldin aklıma, o geldi sonra ve diğerleri bir hızla...
Kafesinde tutsak olduğum göğüs... Yılların masalı kalp atışları... Bir varmış... Bir de baktım yok...
Binlerce mazeretin ardından, sendin, oydu ve diğer herkes içime akan gözyaşlarının sebebi...
***
Verilmesi gereken kararlar kapımda...
Yüreğim çocuk oysa hala... Korkuyorum.
Şaşırtıyorum herkesi...
Asıl beni gördüklerinden beri.
Evet, beceremediğimde olur her şeyi, bende korkarım...
Ama hallederim de.
Yine de yardım edebilirsiniz, sorun yok.
Direnirim, direnmem demiyorum ama yardım edebilirsiniz...
Sanırım...
Yapabiliyorsanız...
***
Bir yıl daha bitiyor...
İlk haberini vereyim...
Bu blog ömrünü tamamlıyor.
Defterlerim gibi... Her yıl biriken sıra sıra...
Son kayıtları bu alanın da...
Yenisi gelir mi gelmez mi bilmem.
Anlatacak hikayelerim var elbet, becerebilirsem dışıma çıkmayı...
Görebilirsem ne var ne yok...
Bir liman bulup da demirleyebilirsem...
Anlatacak bir hikayem var, sonunu bilmediğim...
Bir süre daha da bilmek istemediğim...
***
Mevsimler geçtim...
Aradım hep...
Şimdi kış...
11/10/2011
1881 - 193∞
Koyu karanlık...
Sevmediğim yağmurlar...
Son, bahar...
Siren seslerini duymuyorlar!
Tanımadığın halde bir ölünün yasını tutmak halini saçma buluyorlar...
Karalıyorlar, kötülüyorlar...
Kapitalizm! İnandırıyorlar...
***
İlkokulda öğrenmedim adını, hayır...
Evimizin salonundaydı hep resmin, hep bizimleydin!
Seni anlamak, hissetmek mühimdi...
İddia edildiği üzere sembolleştirildiğinden, putlaştırıldığından değil!
Sen inanmak istenen her şeydin, vardın, gerçektin...
Sen, hak etmediği halde bu millet ki öngörü gücünle sen de biliyordun bunu... En büyük hediyeydin...
Bak yazıyorum...
Kendi fikirlerimi... Kimseyi de karıştırmıyorum.
Sindirmeye çalışanlar var hala elbet...
"Kadınsan susacaksın", "küçüksün bilmezsin", "hak ne ki, kes sesini"ciler... Daima da olacaklar.
Sen varsın diye susmayacağım.
Seni söküp atmaya çalışmaları bundan.
Anlamıyorlar...
Anlamıyorlar...
Ben hep çocukluğuna üzülürüm mesela...
Kalbin ne çok incinmiştir ideallerin uğruna sevdiğin kadınla kavuşamadığında...
Annen öldüğünde...
Hiç sezdirmemişsin...
Nereye aktı gözyaşların...
Cümlelerin öyle ışıklı ki... O ışık altında ne çok terlemişsin kim bilir...
Bugün, düşünüyorum.
Özgürce!
El uzatanlar var, umursamıyorsam, yine seni bildim diye...
Kötü örneksin bak, başımı yakacaksın...
Konuşuyorum da zira...
Başımı yakacaksın...
Yak!
Ne dedi Nazım;
"Ben yanmasam...
Sen yanmasan... "
Kıymet bilmezler yüreğimi sızlatıyor...
Yine gözlerim dolup dolup boşalıyor...
Adınla prim yapanlar...
Uğruna kalemini satıp, "daha"nın derdine düşenler geliyor aklıma bir bir...
Biriyle aynı okulu okudum, biliyor musun?
Çocukluk hayalimdi...
Onun da aynı sıralarda oturduğunu bilmek, garipti...
"Mustafa" dedi sana...
Bana kalırsa beceremedi, anlatmayı...
Dahası... Anlamayı...
Ki zaten... Neyse.
***
Nutuk, başucumda hep... İlk çekmecemde!
Cümlelerin yanımda olsun hep diye...
Siren seslerini duymuyorum...
Gerek de yok.
Bunların hiçbirine gerek yok!
O kadar her yerdesin ve bu herkesi o kadar çıldırtıyor ki hala...
Gerek yok dahasına!
Minnettarım, her hecene...
Huzur içinde yat demeye dilim varmıyor...
Sevmediğim yağmurlar...
Son, bahar...
Siren seslerini duymuyorlar!
Tanımadığın halde bir ölünün yasını tutmak halini saçma buluyorlar...
Karalıyorlar, kötülüyorlar...
Kapitalizm! İnandırıyorlar...
***
İlkokulda öğrenmedim adını, hayır...
Evimizin salonundaydı hep resmin, hep bizimleydin!
Seni anlamak, hissetmek mühimdi...
İddia edildiği üzere sembolleştirildiğinden, putlaştırıldığından değil!
Sen inanmak istenen her şeydin, vardın, gerçektin...
Sen, hak etmediği halde bu millet ki öngörü gücünle sen de biliyordun bunu... En büyük hediyeydin...
Bak yazıyorum...
Kendi fikirlerimi... Kimseyi de karıştırmıyorum.
Sindirmeye çalışanlar var hala elbet...
"Kadınsan susacaksın", "küçüksün bilmezsin", "hak ne ki, kes sesini"ciler... Daima da olacaklar.
Sen varsın diye susmayacağım.
Seni söküp atmaya çalışmaları bundan.
Anlamıyorlar...
Anlamıyorlar...
Ben hep çocukluğuna üzülürüm mesela...
Kalbin ne çok incinmiştir ideallerin uğruna sevdiğin kadınla kavuşamadığında...
Annen öldüğünde...
Hiç sezdirmemişsin...
Nereye aktı gözyaşların...
Cümlelerin öyle ışıklı ki... O ışık altında ne çok terlemişsin kim bilir...
Bugün, düşünüyorum.
Özgürce!
El uzatanlar var, umursamıyorsam, yine seni bildim diye...
Kötü örneksin bak, başımı yakacaksın...
Konuşuyorum da zira...
Başımı yakacaksın...
Yak!
Ne dedi Nazım;
"Ben yanmasam...
Sen yanmasan... "
Kıymet bilmezler yüreğimi sızlatıyor...
Yine gözlerim dolup dolup boşalıyor...
Adınla prim yapanlar...
Uğruna kalemini satıp, "daha"nın derdine düşenler geliyor aklıma bir bir...
Biriyle aynı okulu okudum, biliyor musun?
Çocukluk hayalimdi...
Onun da aynı sıralarda oturduğunu bilmek, garipti...
"Mustafa" dedi sana...
Bana kalırsa beceremedi, anlatmayı...
Dahası... Anlamayı...
Ki zaten... Neyse.
***
Nutuk, başucumda hep... İlk çekmecemde!
Cümlelerin yanımda olsun hep diye...
Siren seslerini duymuyorum...
Gerek de yok.
Bunların hiçbirine gerek yok!
O kadar her yerdesin ve bu herkesi o kadar çıldırtıyor ki hala...
Gerek yok dahasına!
Minnettarım, her hecene...
Huzur içinde yat demeye dilim varmıyor...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)