Bazen ben fark etmeden de akıyor zaman...
Anlamıyorum bile...
Aynada sanki aniden belirmiş gibi gözaltı halkalarım...
Yorgunluktan diyorum.
Sonra kenarlardaki ince hatlar çekiyor dikkatimi... Daha az gülmeliyim diye düşünüyorum.
Zaman cidden fark ettirmeden geçiyor bazen.
Her sabah evden çıkıyorum, her yere koşarak yetişiyorum.
Sevdiğim ama vakit ayıramadığım insanlarla karşılaşıyor, acele selamlaşmalarla hasret gideriyorum.
Sohbetini özlediğim arkadaşlarımı oyalıyorum merdiven boşluklarında, bir kelime, bir kelime daha!
Otobüste uyuklayarak dönüyorum eve.
Aklımda binlerce şey, yarına dair ve öbür güne ve diğerine...
Unuttuğum doğum günlerini artık saymıyorum.
Gerçi bunun nedeni bir protesto... Geçen seneki doğum günüm ardından bu konuda lanetli olduğuma karar verdim, artık kutlamıyorum. Bu kara büyü bozulana kadar da kutlamayı düşünmüyorum.
Sosyal paylaşım ağlarının hatırlattığı doğum günlerini de kutlamaya üşeniyorum.
Yaş aldıkça, insanlar doğmaktan çok ölüyorlar... Ölüm yıl dönümlerinde ise hiç iyi değilim...
Bu akşam eve geldim...
Yine koşuşturmalardan fiziksel acı hissederek...
Bir kaç kısa anın hatırlattığı eski anılardan hafif bir kalp ağrısıyla...
Klasik bir gün sonu işte...
Kapıdan girdim, mutfağa geçtim, kahve yapmak için...
Bir baktım börekler, çörekler...
Seslendim teyzeme, hayırdır keyif yapmışız sanki toplanıp, nasıldı günün diye...
Bugün anneannenin ölüm yıldönümü ya, dua okuduk onun için dediği an...
Durdum. O an her şey durdu. Bardağa koyduğum sıcak su bile akmayı bıraktı bir an.
Rutinin içinde kayboluyorum dedim kendime!
Sonra...
Sonra her şey yine sıradan...
Öyle cidden ya dedim, bi' an gözleri geldi aklıma...
Beni nasıl da severdi... Sevilmekten bunca kaçıyorsam biraz da o nedeni... Boğulurdum sanki...
Çocukluktan kalma işte hep yaralarım...
Ama özledim sesini...
Gözlerim doldu sonra, ses etmedim...
Alıp kahvemi odama çıktım.
Maillerimi kontrol ettim...
Yapılacak işler, aranacak insanlar, planlanacak bir geleceğim var.
İçinde tamamen yalnız olduğum...
Bir an bütün bunların içinde boğulur gibi oldum.
Sonra bıraktım her şeyi bir kenara ve kendimi dinlemeye koyuldum.
Oturdum yazmaya başladım...
Doldum da döküldüm ya da...
Ne denirse artık...
Anlamsız, alt metni bol, yalnız kendi bildiğim bir dilde cümleler sıraladım.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder