Kiprit kokusu…
Fitilin tutuşma sesi…
Ciğerlerimde dolaşan nefes…
Titreyen ateş…
Havada is…
Gece…
En karanlık yerinde… Gözlerimi açıyorum.
Aklımdan kelimeler geçiyor art arda, alakasız sıralansalarda, bir anlam tek ortak nokta…
Kendine bir kelime seç deseler; “yalnız” derdim, ironik olurdu. Ama işte daima “yalnız” olurdu…
İçimden şehirler geçiyor… “Yalnız” birine doğru çekiliyorum ve “yalnız”…
Aynı görünüp farklı olan ne çok şey var… Hepsine kanıyorlar… Yazık.
Nicedir bir gitmek dilimde…
Ne zaman karar verdim bu kadar net, hatırlamıyorum.
Bir çocukluk hayali kadar yakın.
Kendini olmak istediğin yerde hayal et, eğer gerçekleşecekse bunu hissedeceksin dediğinde, gözlerimi kapatıp düşündüm, sanki gerçeklik yalan, hayalim gerçekti…
Sonra ekledi; ” dikkatli ol, gerçekleşebilir hayal ettiğin şey…
dikkatli ol… “
Bir evde, sessiz ve huzurlu tek başına, gün sonunda, hava kararmışken…
Duvarı cam olan bir gökdelen katında okyanusu izliyordum yere oturmuş…
“Ev”deydim ve yalnız.
Mutluydum.
Belki yorucu bir günün sonuydu, belki çok stresli bir günün ve hatta hüzünlü…
Fark etmezdi.
Dingindi ruhum, “tamam”dı. Yalnızken, ancak yalnızken hissettiğim gibi…
Yine de tüm kapıları kapatmadım, birini beklerken bıraktım kendimi hayalimde, az sonra bir el vuracaktı kapıya, oturduğum yerden kalkacaktım…
Gerisini evrene bıraktım.
Evren boyunca akıp gitsin ruhum, karışayım içine hayatın…
Gece, penceremden gökyüzüne süzülürken bakışlarım aklımdan bunlar geçiyordu.
Ve bahar diliyordum, güneşli ve yeşil…
Kendimi en sevdiğim parkta, çimenlerin üzerinde kitap okurken bulayım…
Kırkikindilerle ıslanayım…
En sevdiğim bara yürürken yorgun, insanlara karışayım, hayatlarından rol çalayım, kendi sahnemde kelimelerimle dans ederken…
Sevdiğim bir şarkı çalsın…
Hatta o şarkı çalsın gece inerken yine…
Bir meleğin kollarında…
Huzurlu… Sakin…
Yine hayallere dalayım.
Gerçek olursa diye korktuğum, kusursuz dünyama kendimi bırakayım.
Ne zaman içinde çok mutlu olduğum bir düş görsem, yalnızım…
Ne zaman karışsam kalıbalığa, çoşkun ve en içlerinden biri gibi, kapılıp gitmekten korkmam…
Bir cümle öncesi yüzünden…
Bir adım geride kalan gerçek, sonrasını söyler durur.
Ne zaman bir başka göz ayna olur, kendimi görürüm…
Öyle ki olmak istediğim dünya zaten gözlerinde durur…
Sıyrılıp kendimden, kendime koşarım.
Şükürler olsun henüz hiç karşılaşmadım.
Hiç “elif” e rastlamadım…
Bu kadar erken “tamam” olmak, sıkıcı olurdu.
***
Uyandım.
Hava hala aydınlanmamıştı.
Kalkmadım.
Yorganıma sarılıp daha da, soğuğun keyfine bıraktım kendimi sıcağın koynunda…
Aklımdan geçenler sıralandı bir bir…
Yağmur yağıyor, sesi otobanın sesini bastırıyor.
Bazı şeyler hiç değişmiyor.
Güneşi özleyen ruhum, ne zaman duysa bu sesi içinde kayboluyor.
Geri kalan her şey önemsiz.
Güneş, bekleyebilir…
Kendime sadakatim, beni korkutuyor.
Bu sabah, yalnız uyandım.
Ömrümün diğer bütün sabahları gibi… Ve başka hiçbir şey istemedim. “Tamam”dım…
Elimde çiçek dürbünüm…
Penceremden süzülen incecik ışık…
Gördüğüm rengarenk bahar…
Her şeyin, tam olarak nereden baktığınla ilgisi var.
Bir gündüz rüyasında, aklımdan geçen kelimelerim ve ben…
Mutluyuz.
Kucak…
Şefkat…
Masal…
Masal?
Kar Kraliçesi!
En sevdiğim…
Kahraman…
Dünki filmde neydi o replik?
Ah, evet… ” Senin bir erkeğe değil, şampiyona ihtiyacın var.” Chuck Palahniuk Marla için, “onun bir sevgiliye değil, vak’a analizcisine ihtiyacı var” demişti…
Aynı değiller ama hep ihtiyacımız olan ve istediğimiz farklı oluyor, garip.
Daha çok erken, yeniden uyumalı!
Yağmurun sesi ne güzel…
Masalım olsa keşke…
Kar Kraliçesi…
Esas kız nasıl kurtarıyor esas oğlanı…
Gerçi altmetnini düşününce, ben onca mevsimden geçip kurtarır mıydım Kai’yi bilemiyorum.
Çeksin gitsin… Kurtarsam da bir temiz döverdim.
Yalnız öleceğim!
Dün filmde de gördüm bunu, anneme, işte hayalimdeki böyle bir şey dediğim sahnede!
Adam ve kadın evde, birlikte kitap okuyorlardı…
Sakince, acelesiz kitap okuyabileceğim biri…
Sonra adam kalktı, şahane bir müzik açtı…
Gitarın sesi ruhuma dokundu…
Kadına yaklaştı, dansa kaldırmak üzere…
Elindeki kitabı aldı, sayfasını kıvırdı…
Ben sonra koptum.
Kitap ayracı diye bir şey var ama kitap kıvırılır mı canım?! Çarp suratına, öğrensin!
Yalnız öleceğim…
Gülme krizine girsem de girmesem de
Buğu, ne olur çok erken uyu hadi…
Kar Küresi…
Neden istediğim gibi bir kar küresi bulmak, mükemmel erkeği bulmak kadar imkansız!
Neden annemin çiçek dürbününü kırdım ki?!
Daha az meraklı olsam ölürüm sanki?!
Bunun içinde ne var diye diye, ne güzeldi oysa…
Elimdeki ona yeniden kavuşana kadar irade edecek ya…
Olsun.
Millet ev, araba dilerken bana bak ya…
Kar küresi, çiçek dürbünü, Fleur de Lis, Claddagh, Kar Kraliçesi’nin orjinal baskısı…
Ama Dublin’de bir ev var bak…
En azından soğuktan korur.
Yoksa bu hayallerle açlıktan ölürdüm.
“Ne fantastik hatunsun ya” haklı bir ünlemdi.
Bir masal kahramanı olmalıymışım…
Hayır, roman!
Masal gibi bir anlatıda bir roman kahramanı…
Bir türlü hikayeye giremeyen, aykırı, aksak…
Hikayeyi bırakır yazarla kavga ederdim sürekli…
İmla hatası yaptığını düşünemiyorum!
Buğu, uykunu kaçırdın, kafanı duvara vura vura bayıltmama az kaldı bak, kes sesini, uyu hadi…
Yağmur durdu mu…
Kuş sesleri duyuluyor…
Hava aydınlandı…
Kahvaltı…
Acıkmamışım.
Kahve… Ne güzel şey!
En güzeli, kalkıp kahve yapmak…
Günaydın!


