Rüya gerçeğe, gerçek rüyaya karışır uykumun sığ sularında...
Bilemem, ayıramam birbirinden olanı olmayanı...
Olur öyle anlar...
Hep olur...
Sonra her şey tüm sıradanlığına bırakır kendini...
Ağzımda kekremsi bir tat, göğüs kafesimde bir ağırlıık, anlamadan neyim var, sessizce... kalırım öyle...
Soğuk bir mermere uzanıp, çoğu zaman...
İçim, soğusun isterim...
Ne istediğimi bir türlü bilemiyor olmak gibi bir problemim var benim...
Tıklım tıklım kıyafet dolu bir dolabın önünde, giyecek hiçbir şey bulamamak hali gibi... "Fazla"nın ağırlığı...
Ne istemediğimi biliyor olmak da avutmuyor artık böyle zamanlarda...
Metaforlarım can acıtıyor bazen...
Her şeyi sıradanlaştırıyorum, değerinden düşürüp, bilmem kaç sıfırını atıyorum içimde yücelenlerin...
Ben yapıyorum...
Onlara bıraksam bu lüksü, tedavülden kalkarlar diye...
Bırakıp gidemiyorum kimseden, özlemek zor, öğrenmişlik var...
Ama kalamıyorum da kimsede, kimseyle...
Yerini yadırgayan insanlar gibiyim...
Sürekli...
En sevdiklerimin yanında dahi...
Oysa tek istediğim, sessizce oturup kitap okuyabilmek...
Odayı kahve kokusu sararken ve dışarda yağmur pencereyi döverken, tüm şiddetinden uzak dünyanın, sakince sevdiğim kelimeler içinde kaybolmuşken, beni bulabileceğine inanacağım biriyle...
Kitap okumak, sessizce...
Ama ayrıntılar hep uyku kaçırır bu bünyede...
Hayat değil, cehennem onlara gizlenmiş.
Aydım.
Gün, güneşli...
Perdem sıkı sıkı kapalı ama ruhum da bir telaş, "kalk, aç" diye haykırıyor, pencereyi de, "kalbime biraz temiz hava girsin..." , " sen denersen ben de denerim " diyorum ama aslında " tanırım kendimi, hiddetim taşar benim dalga dalga, hırçın hırçın... "
Anladıysanız eğer...
Ne ala...
Sevdiğim şarkılardan bir film hazırlasam kendime, sonunda mutlaka biri ölürdü...
Kalbimin her gün ölen hücrelerine itafen...
Ama ağlamazdım sonunda, demir çelik fabrikasına dönen yerlerimden...
Bir komedi olur bana kalırsa, kime anlatsam dram sanıyorlar...
Herkesin güldüğü şeylere gülmediğimi bilirim de, bence hayatı çok ciddiye alıyorlar.
Hey şey olur ve her şey ölür işte, bu kadar.
Şaşırma hiç, gözlerini açıp kocaman...
Gül ve geç ki bu bir bulaştı mı tedavisi hiç bulunamayacak bir hastalık.
Belki de şaşırabiliyor olmak daha iyidir, hem "ben" olmadan kaldırılamayacak durumlar bilirim, boş ver izin verme seni kendimle zehirlememe, devam et bildiğin gibi...
Sonra giderim, ölürsün, güler geçerim...
Gerek yok...
İçimde nicedir bir destan birikiyor, öyle şeylerle oyalanıp, öyle anlatmıyorum ki kimseye, bütün boşluklarımdan taşıyor artık...
Bir şey var!
Adım gibi bildiğim...
Adım gibi bildiğim...
Eksik mi fazla mı artık kestiremediğim...
Özetle...
Hiç özetlenecek hikayelerim olmadı benim.
Her cümle halka halka birbirine bağlı...
Uzun ve sürekli ve birbirine ait kelimelerim...
Belki de özetleme vaktidir...
Bilemedim!

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder