- İRONİK HATUN
- Çelişkisiyle güzel hatun! Akıllıca davranıp kalbini dinler. Bazen de dinlemez...
6/05/2011
** YAZ BAZEN ANİDEN GELİR **
Bütün tanımlar alabildiğine saçma tabii, sınır koymamalı...
Yine de biliyorum ki her şey özünde ait hissetmekle ilgili...
İşte içimdeki bunca özlem... Bunca boşluk...
Ve huzursuzluk...
Bununla ilgili...
"Ev" ile...
***
Uzak...
Şimdiye dek sevdiğim her şey bana uzak...
Gücü elimde hissetmek ihtiyacından bazen, benim uzak...
Ama işte, her şey uzak!
***
Bir başka şehrin düşünde; uyuyor, uyanıyor, kahve içiyorum yine.
Ve yağmuru dinliyorum... rüzgarı dinliyorum...
İçimde usul usul ayak sesleri...
Toplanıyorum!
Kimselere sezdirmeden, kimselerden taşınıyorum.
Anlamıyorlar...
Anlamasınlar...
***
İnsanları sevmiyorum...
Kendimden bildiklerim başka...
Dilimi bilenler, kastımı anlıyor.
Diğer bütün açıklamalar, sinirimi bozuyor.
***
"Bir sonsuz yağmur yağsa..."
İçim serinlese, soğusa...
Ruhum bazen, sanki çaresiz bir hastalığa yakalanmış gibi yaslı...
Bazen mucizevi bir tedaviye rastlamışçasına çoşkulu...
Ama hasta değil, tedaviye ihtiyacı da yok.
Yalnızca hissetmek istiyor. Kendince oyunlar uyduruyor. Kızamıyorum.
Kızmıyorum.
***
Hafta sonlarını sevmiyorum.
Zaman duruyor sanki.
Zaman durduğunda içinde olmayı sevmiyorum.
Zaman durduğunda içinde yalnız olmayı sevmiyorum.
***
Yalnızlığımı seviyorum...
Kim dokunmaya kalksa ona, yanıyor...
Ona dokunmadan da sevmek mümkün beni...
Sanırım.
***
Alanıma müdahale edilmesinden nefret ediyorum!
Ve evet, bütün buralar benim.
Dünyamda nefes almayı kaldıramayan insanlar, kaybolabilirler...
En azından onurlu hatırlarım...
O'nun gibi...
Evet, bütün sorun O belki...
***
Bir yaz daha...
Geldi...
Yazları sevmiyorum!
***
Kendi kendime söylediğim bir şarkı sadece, daha ötesi olsun diye dualarıma karışan...
***
" Bakarsın umduğundan iyi geçer yaz..."
***
Sıkıldım, sıkıldım uçmak istiyorum!
5/27/2011
** ... **
Nereye gitsem...
Yağmur götürüyorum...
Ben.
Yağmur...
Benimle geliyor...
Nereye gidersem.
Demem o ki;
yağmur yağıyor,
yeryüzünden gökyüzüne...
Şiddetimden!
5/23/2011
** aşkın "HİÇ" hali **
Hiç kırmayacak...
Kırılmayacak...
Kaybolmayacak...
Hiç kaybetmeyecek değerinden...
Tükenmeyecek...
Bitmeyecek...
Hiç kirlenmeyecek...
Kirletmeyecek...
Solmayacak...
Söndürmeyecek...
Körelmeyecek...
Ölmeyecek... hiç... ölmeyeceksin...
***
Yaşamamış çocuğum, seni öyle derin, öyle çok... ve öyle uzak... sisli... kendimce... hep!
Büyüğüm, akıllım...
***
Bir ilk bahar akşamı...
Hiç gelmeyecek sandığım bir ilk bahar akşamı...
Yağmur sonrası, toprak kokum olacaksın...
Kendime rastladığım bir romanda, kendime o çok benzettiğim karakter kahve içerken bir kafede, hemen arka masasında sen oturuyor olacaksın...
Yürüdüğüm yolda, başka bir yöne bakarken geçeceksin hep yanımdan...
Çünkü göz göze gelmek yangın sebebi...
Biz hiç sönmemek için, yanmayacağız...
***
Sen sarıldığında geçecek tüm sancılarım ömür boyu göğüs kafesimde oturacak, yine de dilerken dünyanın şefkatini seni katmayacağım içine...
Hep koruduğum yerde kalacaksın.
Sana dokunmayacağım...
Çaresiz hastalığımın tek tedavisi olsan bile, çağrılmayacaksın...
Sensiz öleceğim ama sen ölmeyeceksin.
***
Kutsal bildiğim gözlerin, her gece beni izleyecek uyurken, gözlerimi kapattığım an bana bakacaksın cennetin yedinci katından...
Söz verdiğin gibi "düş"üm olacaksın...
Ben bir masal prensesi...
***
Ey görkemli Simurg, renklerin geceme ışık, ömrüme yol...
Kelimelerime barış...
Kalbime temiz hava...
Bu sarhoşluğum ondandır...
İnanmaktandır bir uzak ülke hayaline...
Güvenmektendir yine...
Sen diye diye...
***
Cümlelerini benden esirgeme...
***
Düşümdesin... Düş peşime...
5/21/2011
** ALINTIDIR **
Çöl masalıdır ayrılık çocuğum , kuma karışır...
Yol alır ayrılanlar çöle ...
Yol alır ayrılanlar çöle ...
Kervanlar geçer , heybeleri kahırla yüklü Kervanlar ...
Tepinir dururlar yüreklerin hemen üstünde...
Tepinir dururlar yüreklerin hemen üstünde...
Aşk , kocaman eksilmektir çocuğum.
Sen bunu , upuzun trenler gibi düşün...
...trenler kadar büsbüyük bir eksilmek
Gırtlağında İbrahim`in bıçağıyla yaşar sevdalılar
Gırtlağında İbrahim`in bıçağıyla yaşar sevdalılar
ama sen korkma ...
Melekler var ...
Ağrır birden , geri teper çocukluktan kalma yaralar...
Bak , senin dizlerinde , benim kalbimde aynı yara var.
Tutamaz ayrılanlar hayatın rengarenk uçurtmasından
Ama sen , sıkı tut , bırakma sevincin pamuk ipliğinin ucundan...
Aşk , şu kadar ölmektir çocuğum...
Sen bunu , gökyüzü gibi düşün...
Minareler , kuleler gibi koskocaman...
Yekparedir insan, sevmezden evvel...
Tamdır , eksilmemiştir henüz...
Tamdır , eksilmemiştir henüz...
Sen bunu , çarşıdan aldığın nar gibi düşün...
Bir tane , eve gelince hani bin tane...
Tane tane , gez , göz , arpacık ve tetik
ve , parça parça
o tekerlemedeki nara döner ayrılanların yüreği
kan kırmızısı dökülmüş ,üstelik ömrü saçılmış...
kan kırmızısı dökülmüş ,üstelik ömrü saçılmış...
Senin pencerene konan minimini bir kuştur aşk çocuğum...
Al yine de içeri , ama üşüme...
ve sonra unutma...
Usul usul sızar sevdaya düşerken ayrılığın da zehri...
Sen bunu aynı anda bir havuzu dolduran iki musluk gibi düşün...
Yok yok kapatma gözlerinin vanasını...
Bırak yağsın bulutlar izin ver fırtınaya...
Nerdeymiş çocuğum hanimiş,hanimiş Nuh!
Bak asıl şimdi başlıyor tufan...
SEVGİ YILMAZ
** GÜNDÜZ RÜYASI **
Kiprit kokusu…
Fitilin tutuşma sesi…
Ciğerlerimde dolaşan nefes…
Titreyen ateş…
Havada is…
Gece…
En karanlık yerinde… Gözlerimi açıyorum.
Aklımdan kelimeler geçiyor art arda, alakasız sıralansalarda, bir anlam tek ortak nokta…
Kendine bir kelime seç deseler; “yalnız” derdim, ironik olurdu. Ama işte daima “yalnız” olurdu…
İçimden şehirler geçiyor… “Yalnız” birine doğru çekiliyorum ve “yalnız”…
Aynı görünüp farklı olan ne çok şey var… Hepsine kanıyorlar… Yazık.
Nicedir bir gitmek dilimde…
Ne zaman karar verdim bu kadar net, hatırlamıyorum.
Bir çocukluk hayali kadar yakın.
Kendini olmak istediğin yerde hayal et, eğer gerçekleşecekse bunu hissedeceksin dediğinde, gözlerimi kapatıp düşündüm, sanki gerçeklik yalan, hayalim gerçekti…
Sonra ekledi; ” dikkatli ol, gerçekleşebilir hayal ettiğin şey…
dikkatli ol… “
Bir evde, sessiz ve huzurlu tek başına, gün sonunda, hava kararmışken…
Duvarı cam olan bir gökdelen katında okyanusu izliyordum yere oturmuş…
“Ev”deydim ve yalnız.
Mutluydum.
Belki yorucu bir günün sonuydu, belki çok stresli bir günün ve hatta hüzünlü…
Fark etmezdi.
Dingindi ruhum, “tamam”dı. Yalnızken, ancak yalnızken hissettiğim gibi…
Yine de tüm kapıları kapatmadım, birini beklerken bıraktım kendimi hayalimde, az sonra bir el vuracaktı kapıya, oturduğum yerden kalkacaktım…
Gerisini evrene bıraktım.
Evren boyunca akıp gitsin ruhum, karışayım içine hayatın…
Gece, penceremden gökyüzüne süzülürken bakışlarım aklımdan bunlar geçiyordu.
Ve bahar diliyordum, güneşli ve yeşil…
Kendimi en sevdiğim parkta, çimenlerin üzerinde kitap okurken bulayım…
Kırkikindilerle ıslanayım…
En sevdiğim bara yürürken yorgun, insanlara karışayım, hayatlarından rol çalayım, kendi sahnemde kelimelerimle dans ederken…
Sevdiğim bir şarkı çalsın…
Hatta o şarkı çalsın gece inerken yine…
Bir meleğin kollarında…
Huzurlu… Sakin…
Yine hayallere dalayım.
Gerçek olursa diye korktuğum, kusursuz dünyama kendimi bırakayım.
Ne zaman içinde çok mutlu olduğum bir düş görsem, yalnızım…
Ne zaman karışsam kalıbalığa, çoşkun ve en içlerinden biri gibi, kapılıp gitmekten korkmam…
Bir cümle öncesi yüzünden…
Bir adım geride kalan gerçek, sonrasını söyler durur.
Ne zaman bir başka göz ayna olur, kendimi görürüm…
Öyle ki olmak istediğim dünya zaten gözlerinde durur…
Sıyrılıp kendimden, kendime koşarım.
Şükürler olsun henüz hiç karşılaşmadım.
Hiç “elif” e rastlamadım…
Bu kadar erken “tamam” olmak, sıkıcı olurdu.
***
Uyandım.
Hava hala aydınlanmamıştı.
Kalkmadım.
Yorganıma sarılıp daha da, soğuğun keyfine bıraktım kendimi sıcağın koynunda…
Aklımdan geçenler sıralandı bir bir…
Yağmur yağıyor, sesi otobanın sesini bastırıyor.
Bazı şeyler hiç değişmiyor.
Güneşi özleyen ruhum, ne zaman duysa bu sesi içinde kayboluyor.
Geri kalan her şey önemsiz.
Güneş, bekleyebilir…
Kendime sadakatim, beni korkutuyor.
Bu sabah, yalnız uyandım.
Ömrümün diğer bütün sabahları gibi… Ve başka hiçbir şey istemedim. “Tamam”dım…
Elimde çiçek dürbünüm…
Penceremden süzülen incecik ışık…
Gördüğüm rengarenk bahar…
Her şeyin, tam olarak nereden baktığınla ilgisi var.
Bir gündüz rüyasında, aklımdan geçen kelimelerim ve ben…
Mutluyuz.
Kucak…
Şefkat…
Masal…
Masal?
Kar Kraliçesi!
En sevdiğim…
Kahraman…
Dünki filmde neydi o replik?
Ah, evet… ” Senin bir erkeğe değil, şampiyona ihtiyacın var.” Chuck Palahniuk Marla için, “onun bir sevgiliye değil, vak’a analizcisine ihtiyacı var” demişti…
Aynı değiller ama hep ihtiyacımız olan ve istediğimiz farklı oluyor, garip.
Daha çok erken, yeniden uyumalı!
Yağmurun sesi ne güzel…
Masalım olsa keşke…
Kar Kraliçesi…
Esas kız nasıl kurtarıyor esas oğlanı…
Gerçi altmetnini düşününce, ben onca mevsimden geçip kurtarır mıydım Kai’yi bilemiyorum.
Çeksin gitsin… Kurtarsam da bir temiz döverdim.
Yalnız öleceğim!
Dün filmde de gördüm bunu, anneme, işte hayalimdeki böyle bir şey dediğim sahnede!
Adam ve kadın evde, birlikte kitap okuyorlardı…
Sakince, acelesiz kitap okuyabileceğim biri…
Sonra adam kalktı, şahane bir müzik açtı…
Gitarın sesi ruhuma dokundu…
Kadına yaklaştı, dansa kaldırmak üzere…
Elindeki kitabı aldı, sayfasını kıvırdı…
Ben sonra koptum.
Kitap ayracı diye bir şey var ama kitap kıvırılır mı canım?! Çarp suratına, öğrensin!
Yalnız öleceğim…
Gülme krizine girsem de girmesem de
Buğu, ne olur çok erken uyu hadi…
Kar Küresi…
Neden istediğim gibi bir kar küresi bulmak, mükemmel erkeği bulmak kadar imkansız!
Neden annemin çiçek dürbününü kırdım ki?!
Daha az meraklı olsam ölürüm sanki?!
Bunun içinde ne var diye diye, ne güzeldi oysa…
Elimdeki ona yeniden kavuşana kadar irade edecek ya…
Olsun.
Millet ev, araba dilerken bana bak ya…
Kar küresi, çiçek dürbünü, Fleur de Lis, Claddagh, Kar Kraliçesi’nin orjinal baskısı…
Ama Dublin’de bir ev var bak…
En azından soğuktan korur.
Yoksa bu hayallerle açlıktan ölürdüm.
“Ne fantastik hatunsun ya” haklı bir ünlemdi.
Bir masal kahramanı olmalıymışım…
Hayır, roman!
Masal gibi bir anlatıda bir roman kahramanı…
Bir türlü hikayeye giremeyen, aykırı, aksak…
Hikayeyi bırakır yazarla kavga ederdim sürekli…
İmla hatası yaptığını düşünemiyorum!
Buğu, uykunu kaçırdın, kafanı duvara vura vura bayıltmama az kaldı bak, kes sesini, uyu hadi…
Yağmur durdu mu…
Kuş sesleri duyuluyor…
Hava aydınlandı…
Kahvaltı…
Acıkmamışım.
Kahve… Ne güzel şey!
En güzeli, kalkıp kahve yapmak…
Günaydın!
** YAĞMURDAN SONRA **
Durmadı… Bir an olsun, durmadı…
Sanki aylarca…
yıllarca….
asırlarca….
Damla damla…
İçim kan, dışım sır…
Kimse bilmeden ve görmeden ve duymadan…
***
Karanlıktı gökyüzü, sen doğdun, gün oldum…
***
İçinde “gitmek”ten söz eden her cümleyi, sorgusuz severken, sevemedim seni, kalmak istemeni… Ruhum… Gitmek, esastır!
Büyümek, başladı mı durduramıyorsan… Gitmek, esastır… Aklım çoktan kilometrelerce ötede… Ruhum, burada kalmak için neden, kalmadı… Kimse kal diye, nedenin olmadı… İzin vermedim… Sus… Gitmek, esastır!
***
Yol, yağmur, rüya, masal, yeşil, gözlerin…
Okuduğum son kitaptın sen… Bir cümle değil, o kitaptaki sahneydin sen… Cennetin yedinci katından bana bakarken, ben neredeyse O’na inanmaktayken… En sevdiğim kelimeleri seçerken öykülerinden… Gözlerini dinlerken… Olduğun yerden bakarken sen, ben gelemedim yanına, yerim değilsin, evim değilsin diye…
Haklıydım… Öldün.
***
İçimden şehirler geçiyor, aklımda asırlar geçiyorum… Ve, yorgunum…
***
Serbest çağrışımlarım, nokta atışı yüreğimin yaralarına… Kabuk bağlamış ne varsa kanatıyor sil baştan…
Sayfalarca yazıyorum, yazıyorum, yazıyorum… Aklımdan… Cümleler düşmüyor kalemin ucuna…
Ruhumda kağıt kesikleri… Sızım… sızım… sızım…
Sızım’sın!
***
Köşebaşlarımsın… Çizgilerine basmadan yürüdüğüm kaldırım taşlarısın…
***
Kimdin sen? Bir isimden başka, öte, ardında… kimdin?
Hiçbir zaman öğrenemeyeceğim için, ölümsüz… Fakat hissetmeyen, sesi bile duyulmayan bir kalbe sahip olduğumdan hiç yaşamamış birisin…
Ve beni hiçbir zaman…
***
Belki de ne iyi ne değil… Belki de hiç…
Hatırlamayacağız…
Sanki aylarca…
yıllarca….
asırlarca….
Damla damla…
İçim kan, dışım sır…
Kimse bilmeden ve görmeden ve duymadan…
***
Karanlıktı gökyüzü, sen doğdun, gün oldum…
***
İçinde “gitmek”ten söz eden her cümleyi, sorgusuz severken, sevemedim seni, kalmak istemeni… Ruhum… Gitmek, esastır!
Büyümek, başladı mı durduramıyorsan… Gitmek, esastır… Aklım çoktan kilometrelerce ötede… Ruhum, burada kalmak için neden, kalmadı… Kimse kal diye, nedenin olmadı… İzin vermedim… Sus… Gitmek, esastır!
***
Yol, yağmur, rüya, masal, yeşil, gözlerin…
Okuduğum son kitaptın sen… Bir cümle değil, o kitaptaki sahneydin sen… Cennetin yedinci katından bana bakarken, ben neredeyse O’na inanmaktayken… En sevdiğim kelimeleri seçerken öykülerinden… Gözlerini dinlerken… Olduğun yerden bakarken sen, ben gelemedim yanına, yerim değilsin, evim değilsin diye…
Haklıydım… Öldün.
***
İçimden şehirler geçiyor, aklımda asırlar geçiyorum… Ve, yorgunum…
***
Serbest çağrışımlarım, nokta atışı yüreğimin yaralarına… Kabuk bağlamış ne varsa kanatıyor sil baştan…
Sayfalarca yazıyorum, yazıyorum, yazıyorum… Aklımdan… Cümleler düşmüyor kalemin ucuna…
Ruhumda kağıt kesikleri… Sızım… sızım… sızım…
Sızım’sın!
***
Köşebaşlarımsın… Çizgilerine basmadan yürüdüğüm kaldırım taşlarısın…
***
Kimdin sen? Bir isimden başka, öte, ardında… kimdin?
Hiçbir zaman öğrenemeyeceğim için, ölümsüz… Fakat hissetmeyen, sesi bile duyulmayan bir kalbe sahip olduğumdan hiç yaşamamış birisin…
Ve beni hiçbir zaman…
***
Belki de ne iyi ne değil… Belki de hiç…
Hatırlamayacağız…
** ANNE **
” Can Yücel’e sorarlar :
Neden hep babanıza olan sevginizi anlatan şiirler yazıyorsunuz da, annenize olan sevginizi anlatan şiirler yazmıyorsunuz ?
Can Yücel cevap verir :
Can Yücel cevap verir :
Anneme olan sevgimi anlatacak kadar şair değilim… “
Gerçi ben babamı da anlatamam yazarak, seni anlatamadığım kadar…
İkinize de aynı şekilde benzediğim,
bende kendinizi aynı oranda erittiğinizden olsa gerek…
Yine de bugün senin…
Annem;
Ankara hiç görmediği kadar kar görmüştü bir kış, yılı hatırlamıyorum…
Ve günlerden pazardı, banyo zamanı!
Gaddarsın…
Hala aklımdadır oynayan çocukların neşeli sesleri…
Çoğu ertesi gün hastaydı…
ama sen bütün gece pencerenin kenarında sohbet etmiştin benimle, kar tanelerinden
hikayeler çıkarmıştık birlikte…
Hayallerimle uçabilmeyi belki o gece öğrendim adamakıllı, teşekkür ederim!
Dizinin dibinde oturan, uslu(!) bir çocuk olmadım hiç…
Öyle olmayayım diye elinden geleni yaptın, mayamda da yoktu ya zaten…
Sorularıma sonsuz bir sabırla cevap verdiğinden her defa…
Sorularıma sonsuz bir sabırla cevap verdiğinden her defa…
Minnettarım sana…
Benimkiler bitip seninkiler başladığında, “anne sensin!” diye isyan etsem de çoğunlukla, kıymetlim, biz birbirimize kalanız…
Geçen bir yerde denk geldi, diyordu ki kadın,
“ben en çok eriği severim, göbeğimi erik ağacının altına gömmüşler,
seneriğim ol benim… Ona aitim…”
Benimki sende duruyordu değil mi…
Bir yüreğine aitim…
Ordan oraya savruk bir ruha sahip olsam da, ev bildiğim kadın,
sen olmasan kaybolurdum…
sen olmasan kaybolurdum…
Okula başladığım yıl, boynumda asılı bir ip, ucunda anahtar…
Bana başımın çaresine bakmayı öğrettin…
O zamanlardan kalma bu iflah olmaz yalnızlık düşkünlüğüm, her işimi kendim hallederim hallerim…
O zamanlardan kalma bu iflah olmaz yalnızlık düşkünlüğüm, her işimi kendim hallederim hallerim…
Sırf bu yüzden azah almadın bilesin, bana yaklaşmaya çalışan kimse başedemedi kendini bilir halimle…
Ve az anılmadı adın sevgiyle(!), özür dilerim…
Ve az anılmadı adın sevgiyle(!), özür dilerim…
Candan’ın şarkısını ne zaman dinlesem, kırdığım vazon gelir aklıma…
Bebek diye sallarken kucağımda…
Sanırım bir işaretti, bebekleri sevmediğime dair değil de, bir vazoyu bile kırmadan uyutamazken…
Anne olmasam daha iyi sanki…
Sanırım bir işaretti, bebekleri sevmediğime dair değil de, bir vazoyu bile kırmadan uyutamazken…
Anne olmasam daha iyi sanki…
Çoğunlukla aksini iddia etsem, ve hatta sızlansam da sen gözünün içi gibi baktın bana…
Her düştüğümde,
elimden hiç tutmadın, “kalk kendin, bir şey yok” dedin,
elimden hiç tutmadın, “kalk kendin, bir şey yok” dedin,
ne kadar önemli bir şey yaptığını anlatamam bile!
O vazo gibi kırıldığında kalbin, aynısını söylüyorsam, var bir bildiğim…
Bir şey yok, her şey düzelir…
Kalptir kırılır,
hem biz, birbirimize kalanız…
hem biz, birbirimize kalanız…
Başın dizlerimde, bi’ ömür kal benimle…
Sen hiç bilmesen de kimbilir kaç gece sığınıp yüreğine sabahı buldum…
Yoksa ne yapardım…
İyi ki varsın!
İyi ki varsın!
Seni çok seviyorum melek…
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


