Fotoğrafım
Çelişkisiyle güzel hatun! Akıllıca davranıp kalbini dinler. Bazen de dinlemez...

9/05/2011

** MR. & MRS. ASSHOLE **


Hiç...
Hiçbir şey kalmayacak geriye... 
Tek bir his bile.

Adım gibi bildiğim ve anlatmak için bir türlü doğru yolu bulamadığım ne varsa izledim bugün.
Hala kararmamışken dünya.
Perfect Sense...
Başladığı andan son sahneye kadar gözlerimi kocaman açıp izlediğim film.
Masum masum kafa sallamadığım tek bir sahnesi olmayan...
Bütün salon "çift" iken, "tek" izlediğim film...
Bu filmi tek başına izlemek zannediyorum yürek ister.
Anlatısını kaldırmak ağır. 

Yalnız öleceğiz.
Ve...
Bundan ölecek kadar korkuyoruz.
Böyle.
Ama bunu zaten bildiğinizde "o kadar da" acıtmıyor. 

***


Koku...
Tat...
Duyma...
Görme...
Gittiğinde... 
Geride kalan her şey hayat.
Hep kalan ne varsa o.
Yine de devam ediyor, hayat!
Yalnız değilsen. 
Paylaşmadıkça değeri yok.
Eğer karanlıksa dünya, yanağınızdan akan yaş bir diğerine karışmalı...
Son sahnede ben bu yüzden ağladım. 
Kimseye karışmadan. 
Bir zaman anlatmaya çalıştım birine tüm bunları, anlamadı. 
Sonra kahraman sandım kendimi, birine tek bir kişiye bile anlatabilirsem ona da ulaşırım sandım.
Dünya böyle dönmüyor.
Kimse "o" değil diye, hep eğreti durdu anlatılarım.
Sonra bir akşamüzeri, aniden...
Vazgeçtim. 
Bir şeyler o an değişti, hissettim.
Belki de dağınık bırakmalı bazen.
Öğrendim.
Ama konu bu değil şimdi...

***

Duygular...
Karmakarışıklar...
Bu film, hissedebileceğiniz her şey!
En gerçek, en doğal haliyle...
Hiçbir sansüre uğratmadan anlatıyor dünyaya dair ne varsa.
Korkularınızla yüzleşiyor, öfkenizle barışıyorsunuz... 
Affetmenin ardından, anlamanın geldiği an, karanlık artık korkutmuyor.
Kaçmayı bırakıyor, kazanıyorsunuz. 
Bu film, benim beceremediğim her şey. 
Ve bu cümle, korkarım bana ironik diyen arkadaşlarıma bir neden daha...
Bunun da bir ilgisi yok aslında. 
Olay şu ki, çabalayıp durduğumuz o "diğeri"ni arama hali... 
Boşuna değil. 
Olmamalı. 
Öyleyse, dünya gerçekten fazla karanlık. 
Ben yalnızlığı kalabalıkken seviyorum. 
Ve "iki" benim için yeterince kalabalık bir kelime.
En doğal haliyle... 
İki yarımdan bir bütün olmak değil olay.
Ben "tamam"ım... 
Yanıma bir "tamam" daha lazım.
Herkesin yarım kalması bundan. 
"Bir diğer eş"
"Diğer tek"
"Mr. & Mrs. Asshole" olmak lazım... 


PS: I Love You!

Hayır az önce bunu yapmış olamam! 
Neyse, notum şudur ki; 
Bu filmi izlemeden bütün bunları neden yazdığımı anlamak zor...
Dilerim ki benim de bir filmim, kullanma kılavuzum vs olur da anlaşılırım bazen daha kolay. 
Olurda bir "diğer tek" bulamazsam dilimi bilen. 



9/04/2011

** EVDE çok BAŞINA **

Kafamda filler dans ediyor, yine.
İki şehir arasında, ruhumun iki ucu arasında, sonsuzlar kadar yoruluyorum bazen. 
-lar ekinin gereksizliği kadar gereksiz hallerde...


Bir masanın hikmetidir, gitti iki gündür... 
"Yeni" güzel şey... 
Cümleler, kelimeler dolusu yeni...
Ama sanki bir şey yapmam gerekiyormuş da unutmuşum gibi. 
Dokunuyor, dürtüyor bir his...
Ciddiye alıp almadığımı bilmiyorum.
Kendi haline bıraktım kendimi. O kadar da güvenirim. Vardır illa bir bildiği.

Yine de... Hangi şehirde olurum bilmediğimden almadığım konser biletleri var...
Kaçırırsam bin pişman olacağım...
Şeytan diyor bir şeyler, uymuyorum, "sen mi çakalsın, ben mi ulan? " diye...
Akıllı olsun bir yerde.
Yine içimde aynı his; "dağınık kalsın boş ver, su bulur yolunu" diyor.
Serbest çağrışımlarım diziliyor sonra, su grubu burçlar ne karın ağrısıdır!
Ay burcum yengeç, selaaaam!
Fakat ben kendimi kova ve aslanın dayanılmaz kudretine bıraktım, yollara dökülüyorum!

Bu akşam da çok eğleneceğim!
Falan.

9/01/2011

** Kahve Kokusu, Ortaçgil ve Gece... **

Eylül akşamı...
Açık penceremde gökyüzü, yıldızsız... Bulutlar kaplamış her yeri...
Sokak lambasıyla ışıldıyor kırmızı ağacımın yaprakları...
Odam yine darmadağın, erteledim tüm gün iki parça eşyayı katlamayı...
Kontrol etmesem de yaşamın sürdürülebilir olduğu üzerine bir deney için çalışıyorum.
Aslında sadece üşeniyorum.

Bir yerlerde Eylül sabahı...
"Özlemek" kokusu sonbaharın, dünyanın bir ucundan bir ucuna, dolaşıyor. Hissediyoruz.
Cümleler yetmiyor bazen, susuyoruz. İnsan olmak, garip. Kuş olmalıydık...
Zümrüd-ü Anka olmadığından ben Martı'yı seçerdim.
Rüzgar eserdi... Karşı dururdum...
Zorum var zira, hayatla, ne olursam olayım!
Kavgam var, bir derdim.
Var illa...
Huzurun huzursuz ettiği ruhum, Kaf Dağı'na, koyuldu yola...
Arıyor... Arıyor... Arıyor...

Bu hikayedeki Kaf Dağı'nın Darcy ile ilgili olmasını dileyen romantik düşler var elbet... Değil.
Hayallerim, çok daha benim! Yolda karşılaşırsak ne ala...

Bu sabah, üzerimden öyle bir yük kalktı ki... Tarihlere saplantılı kalbime kızdım! Eylül'süz de halledebileceğim ağrılarıma illa sonbahar basmalıydım. Sarı yapraklar... Serin rüzgarlar... Sevdiğim şarkılar... Ortaçgil...

Bu sabah uyandığımda, bitmişti tüm ertesi günlerin sancısı...
Yalnız önüme uzanan yolun endişesi biraz... Tüm kavgalarım, sancılarım, yaralarım. Yoktu artık.

Bir yerlerde hala Eylül sabahı...
Buralarda değil.
Zaman nasıl da hızlı!

Yarın yine kitapçıları dolaşacağım, yeni çıkanların sayfalarını koklayacağım çaktırmadan...
En sevdiğim kırtasiyeye gidip defterlere sarılacağım.
Sevdiğim dizilerin yeni sezonları başlayacak...
Özlediklerim dönmeyecek.
Diliyorum ki benim sıram bu.
Ben gideceğim.
Yollar önümde...
Kulağımda en sevdiğim şarkılar...
" Oysaki özgürlüğü seçmek,
Başka vücutlar sevmek,
Bir şehri tam kalbinden, beyninden vurup gitmek,
Var aklımda!
Bir yağmur, çok uzaklardan çağırıyor..."
Adam, doğru söylüyor.

Bitmiş, bitirmiş hissediyorum.
ÖSS de olduğu gibi, sınavdan 45 dakika erken çıkmama neden olan aynı his...
Tamam, bitti, gidebilirsin artık.
İlk tercih ettiğim okulun sıralarında 4 yıldan sonra işte yine aynı his!
Vaktidir.
Biraz şans bundan sonrası.
Diliyorum, bekliyorum!
Çok yakın, hissediyorum...

Eylül çünkü...
Büyülü...
Adım...
Öztürkçe, bazı lehçelerde büyü demekmiş, Buğu...
Her şeyim var kısaca...

Cümlelerim, satır başlarım, satır aralarım var...
Kelimelerim var, ruhuma eş, yalnız!
Aklım, kalbim, hepsi bende...
Hazırım!

Eylül...
Hoş geldin!
Ömrüme yol uzattın...
Başlamak için daha iyi zaman mı var?!

Eylül...
Sessiz, uzun, huzurlu tebessümlerimsin...
Gözlerim pırıl pırıl...
Bu sabah aynada kendimi gördüm.
Sonunda!
Özlediğim her şeyi hep geri verdin!

Eylül...
İyi ki!
Geldin...

8/31/2011

** Öncesi... **

Güzeldir... Ankara'da... Son bahar...
Bir kaç gün önce, bir yaprak daha düştü önüme, hızla yürürken. Durdum...
Oradan oraya savruk ruhum...
Yorgun...

"Ankara'da aşık olmak zor iki gözüm..."
Hayır, onun için değil bunca satır.
Yanlış dileklerime...
Aşık olmayı değil, aşkı yaşamayı dilemeliydim...
Oysa karanlıktan korkan bi' çocuk gibi hep yalnızlığın görkemli ışığına kaçtım.
Ruhumu görecek olsa biri, bin pişman edip, kayboldum.
Kendime oyunlar uydurdum.
Bu şehir...
Bu şehir değil artık dileğim... Bu şehirde! Değil...
Gitmeli, daha kalabalık yalnızlıklara...
Gitmeli, kendim gibi kaybolmuş ruhlara...
Saklandığım yerde bulacaksa biri beni, saklanacak yer ararken, burada değil.
Biliyorum.
Üç harfli her şeyi, hala çok seviyorum...

Gitmeli...
Eve gitmeli...
Evim neresi bilmiyorum...
Seymen'im de yok, "seni evine götürmeye geldim." diyecek, kendim bulacağım.
Sonra yolda karşılaşırsak onunla, gelmedi diye çok kızacağım.
1-0 yenik başlayacak benimle savaşmaya...
Umarım öyle güçlü biridir ki, ikna eder beni savaşmam gerekmediğine, her şeyin yolunda olduğuna, kalbimin atabildiğine...
O zaman omuzları geniş olmasa da olur ama olsa daha iyi olur...
Güvende hissettiriyor...

Ama bunlar değil asıl mesele!
Vaktidir, vaktimdir!
Aylardan Eylül! En sevdiğim...
Dost sohbetlerim kadar, kendime rastladığım sokaklar, kitaplar, şarkılar kadar...
Film karakterlerim... En çok, Holly kadar!
Elizabeth kadar!
Jane kadar...
Söz versem de bu yıl yok, tamam, diye!
Eylül'e Aşk ve Gurur yakışır...
Mr. Darcy sendromum okusam da okumasam da sürüyor nasılsa...
Bulacağım... Bulduğumda ona anlatacak hikayelerim olsun diye böyle...
Bir başka cümlem daha var ama onu çok sonra yazacağım...
Bütün bunlara kadar erkeğim, Nihat Doğan'dır! :D

Varsa yoksa aşka bağladımsa...
Eylül, aşktır, ondandır!
Yoksa, o kadar da mühim değil...

Saçlarım artık kırmızı ağacımla aynı renk değil...
Kendim gibi.
Ruhum da öyle, yorgun değil eskisi gibi...
Derin ayrılıkların acısı bir yıldır derdim. Haklıymışım yine...
Daima olduğum gibi... Bunu sevmiyorum ama kurtulamıyorum da...
Gözlem...
Neyse...
Bir yıl bitiyor...
Yine Eylül...

Bu kez fazla borçlu bana...
Ama tutar sözlerini, güvenirim ona...
Kendim kadar, kendim gibi...
Olduramıyorsa, bir nedeni vardır daima, kalbimin kabul edeceği...

Eylül!
Geldi!
Mutluyum...

Bu geri kalan her şeyi uğurlamak için.
Eylül ritüelim, cümlelerim... Bunlar değil.
Öylesine sadece...

Eylül büyülüdür!
Dokunduğunda ruhuma yazacaklarım var!

8/30/2011

** Bayram Sabahı **

Coşkulu, cıvıl cıvıl... 
Çocuk sesleri... 
Büyüklerin "ah o eski..." li cümleleri... 
Karmaşa, kalabalık...
Aynı kan diye sırf, sevdiğin o insanlarla dolu bir ev!
Bayram...


Bir uzak dursun rica ediyorum.
Bana göre değil...


Sabah gönderdim herkesi, anneme, çocukluğumun yanına, huzurla.
Sevmem uğurlamaları ya, bayıldım bu defa!


Şimdi sessiz, sakin...
Yazıyorum, okuyorum, dinliyorum...
Filmlerim hazır, şekerlikler dolusu çikolatam da.
Ve kahve!


Problemli abartman çocuğundan, problemli "şehrin kadını"na evriliyorsam ve suçlusu "Sex And The City" karakterleri ise...
İçimdeki Carrie Bradshaw ise bu cümlelerin nedeni...


 Mr. Big gelsin kutsasın beni! 


Mutlu bayramlar efendim! 

8/28/2011

** Uuu Baby! **

Güzel bir dün;

Yataktan hiç çıkmamaya yemin ettim.
Su yeşili ojelerimi çok sevdim.
Vizyona güzel bir film girdi.
Bir fincan kahve ardından zorla duşa soktum kendimi...
" Her şeyin başı, su... " Saçlarımdan omuzlarıma damla damla akan...

Hiç giymediğim bir şeyler giydim; renkli, çiçekli...
Sadece ruj sürdüm, gözlüklerimle uyumlu...
Dışarı attım kendimi...

Otobüse binen, hey evet, evet sen!
Bak buraya, bak, bak! Sen!
Lanet olsun, yüzük!
Go f.ck yourself!
Bakma, git!

Yıllardır ne ihmal ettim bu caddeyi, nasıl severim!
İki yıldır arayıp durduğum bluz değil mi bu? Tanrım 5 lira! Mutluluk... :)
Ruhumu ödüllendirdim;
Tall, non-fat, mocha with Irish Cream!

-Adınız?
- Buğu, B-U-Ğ-U
Yakışıklı Starbucks çalışanının muhteşem gülümseyişi... Ve elleriyle hazırladığı kahvem...
Bardağa adım yerine, numarasını yazsaydı keşke!

Dışarıda yer olmasa da kuruldum en güzel koltuğa!
Ah! Göz koyduğum masa boşaldı, dışarıda!
Kitabımı açıp, son zamanların en iyi sesine bıraktım kendimi...
Sırtımı dayayıp, bir nefesle bıraktım geride, tüm haftanın yorgunluğunu...
Hafif rüzgar, çıplak omuzlarıma ipek şal...
Sanbahar, geliyor!
Saçlarım karmakarışık...

Elimle kulağımın ardına atarken, tanıdık bir yüze rastladım. Yoldan geçip giden...
Ne de olsa evinin yakınlarındayım....
Sanki bunu bilmiyormuş gibi, sanki gün boyu aklımda değilmiş gibi, sanki onunla uyumuş, uyanmamışım gibi...
Her hangi biriymiş gibi, kaybolup gidişini izledim...

Tüm bu anlar toplamı boyunca, tek bir şeyi düşündüm; " Tanrım! Bu renk ona hiç yakışmamış! "
Ve bir an sonra, artık yok!

Korkarım uzun zamandır, aşık değilim ona.
Korkarım bunca dram öylesine, boşu boşuna...
İçimde ondan boşalan yere ne koysam sancısı...
Şimdi iyi bir iç mimar ya da dekoratör fena olmazdı hiç...
Dahiliyeci; iç hastalıkları uzmanı, vs olmasın, kafi!

8/25/2011

** BEKLERKEN **

Kendimle iddiaya girdim. 
Hangimiz kazanacağız çok merak ediyorum.

***

Akşamüstüm... Kan kırmızım... Sayfalarımsın... Seni ararım.

***

" Caddelerde rüzgar... "
Sen, çok uzaklarda...sın... Sanki...
Özlerim.

***

Çocukluktan kalma yara.
Ben hep özlerim. 
Yalnız, olmadığı yerde mutludur yüreğim.
Yalnız olmadığı yerde...

***

Beklerim sonra... Uzun kışlar boyu, tüm mevsimler boyu...
Gerda sanki adım, seni ararım...

***

Ah, sevdiğim şarkılarım... 
Satır başlarım... 
Mum ışığım... 
Kitap kokumsun sen... 
Kalem sesim, kağıdımda...
Anlamıyor, anlamıyor, anlamıyorsun...

***

Serin gece... Daha da serinliyor gitgide...
Üşüyorum...
Gerçek bir kul gibiyim artık...
Mucizelere inanıyor, biriyle bile karşılaşmıyorum.

***

Yine de tüm yaralarıma ilaç... 
Geliyor...
Eylül!

***

Bir yaprak daha düştü bu gün... 
Serildi yoluma...
Kıyamadım.